Ömür OKUR » Atatürk » Milli Egemenlik

Milli Egemenlik

Paylaş; başkaları da faydalansın!

MİLLİ EGEMENLİK

Milli egemenliğin anlamı

“Kayıtsız şartsız” ifadesiyle belirtilen egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek, bu egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir. Bununla demek istediğim anlamı kolaylıkla anlayabilirsiniz.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 80)

Süngü ile, silâhla, kanla elde ettiğimiz zaferden sonra,kültür, bilim, teknik, ekonomi gibi alanlarda zafer kazanmak için çalışacağız. Milleti refah ve mutluluğa götürecek bu alanlarda güvenle, başarıyla yürüyebilmek ise, yalnız bir şarta bağlıdır. Bu şart bulunmazsa o alanlarda başarımız imkânsızdır. Bu şart şudur: Milletin, doğrudan doğruya kendi egemenliğine kendisinin sahip olmasıdır!

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.135)

Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması, ancak ve ancak, tam ve kesin anlamıyla millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bu nedenle özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası, millî egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde özgürlük sonsuzdur. Ancak, onun sının, onu sonsuz yapan esasın korunmasıyla mevcut ve çevrilidir. Bir insan, belki kendi arzusuyla kişisel özgürlüğünü yok etmek ister; fakat bu girişim koca bir milletin hayatına ve özgürlüğüne zarar verecekse, çok büyük ve şerefle dolu bir millet hayatı bu yüzden sönecekse ve o milletin çocukları ve torunları bu yüzden yok olacaksa bu girişimler hiçbir vakit haklı ve kabule değer olamaz. Ve hele böyle bir hareket hiçbir zaman özgürlük adına hoşgörü ile kabul edilemez. Hiç şüphe yok, devletimizin sonsuza kadar yaşaması için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için, yaşamımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve en sonunda her şeyimiz için elbette en kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle millî egemenliğimizi koruyacak ve savunacağız.

1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 298)

Millî emeller, millî irade, yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, bütün millet bireylerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 95)

Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s.58)

Kuvvet birdir ve o, milletindir.

1937 (Atatürk’ün S.D.I, s. 389)

Egemenlik, hiçbir anlam, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve belirtide ortaklık kabul etmez.

1922 (Nutuk II, s.700)

Milli egemenliğin gücü ve değeri

Millet önünde, onun bağımsızlığının temini önünde,onun yeteneği, ilerleme ve yenileşmesi önünde her kuvvet,ancak milletin irade ve emeline uymakla yaşayabilir. Milletin irade ve emeline uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır.

1923 (Atatürk’ün S.D. 1, s. 299)

Millî egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin tutsaklığı üzerine kurulmuş kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

1929 (Atatürk’ün B.N., s. 82-83)

Bir millet, varlığı ve hukuku için bütün kuvvetiyle, bütün fikrî ve maddî güçleriyle ilgilenmezse, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Millî yaşamımız, tarihimiz ve son dönemde yönetim şeklimiz,buna pek güzel kanıttır. Bu sebeple kuruluşumuzda millî güçlerin etken ve millî iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün, bütün dünyanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî egemenlik!

1920 (Nutuk III, s. 1185)

Türk milleti ve egemenlik

Dünyanın belli başlı milletlerini tutsaklıktan kurtarmak için egemenliklerine kavuşturan büyük fikir akımları, köhne kurumlara ümit bağlayanların, çürümüş yönetim şekillerinde kurtuluş kuvveti arayanların amansız düşmanıdır.Avusturya, Almanya, Rusya ve hatta dünyanın en tutucu bir uygarlığına mensup Çin İmparatorlukları o büyük fikir cereyanlarının kahredici vuruşlarıyla, gözlerimizin önünde devrilmiştir. İşte Efendiler, yeni Türkiye Devleti, cihana egemen o büyük ve güçlü fikrin Türkiye’de belirmesi ve gerçekleşmesidir. Cihan toplumsal ve siyasal gereklerinden doğan ve binlerce yıllık Türk tarihinin gelişim sonucu olan devletimiz,süreklilik ve oturmuşluğun bütün niteliklerine ve şartlarına sahiptir.

1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 309)

Yalnız, bildiğim ve bilinmesi gereken bir gerçek varsa,o da milletimiz, hiçbir kimsenin uygun görmesine gerek görmeden, uygun görmeyenlere karşı isyan ederek, millî egemenliğimizi ele almış ve öylece kullanmakta bulunmuştur.

1921 (Neşet Halil, Büyük Meclis ve İnkılâp, Ankara 1933)

Millî egemenliğimiz için tehlike yoktur ve olamaz! Çünkü milletimiz yüzyılların çok acı darbelerle, çok acı felâketlerle vermiş olduğu derslerden tam olarak uyanmıştır. Bu uyanışı da fiilen kanıtlamıştır. Artık bu milleti dalgınlığa, bilgisizliğe götürmenin imkânı kalmamıştır. Milletimiz, en gerçek kuralını kendisi eline almıştır. Bu kurala dayalı hükümet şeklini, hükümet yapısını belirlemiştir.

1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 26.12.1929)

Arkadaşlar! Türkiye Devleti’nde ve Türkiye Devleti’ni kuran Türkiye halkında hükümdar yoktur, diktatör yoktur! Hükümdar yoktur ve olmayacaktır; çünkü olamaz!

Bütün dünya bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır, o da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır, o da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır.

1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 300)

Yeni Türkiye Devleti’nde saltanat, millettedir.

1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 26.12.1929)

Egemenlik kesinlikle milletin elinde olmalıdır! Egemenliğine sahip olmayan bir insan veya bir toplum, hiçbir zaman iradesini kullanamaz. Egemenliğini herhangi birisine bırakan bir insan, kendi iradesinin kullanılacağından ve uygulanacağından emin olamaz. Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felâketler, kendi kader ve yazgısını, başka birisinin eline bırakmasından kaynaklanmıştır.

1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)

Halk, millî egemenliği benimsemeli ve memlekette tek egemen ve etkenin kendisinden ibaret olduğunu unutmamalıdır.

1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s.53)

Milli egemenliğin korunması

Kurtuluş ilkemiz olan Misak-ı Millî’yi tarih sayfasına yazan, milletin demir elidir. Elde edilecek sonuca da milletin kendisi gözcü olacaktır. Millet, yalnız kendi kolları ve kendi kanıyla değil, aynı zamanda kendi başı ve kendi beyni ile kazandığı egemenlik ve bağımsızlık cevherini, son felâkete kadar büyük bir saflık ve dalgınlıkla kendisine rehber tanıdığı ve derin bir teslimiyetle hayatını koruyucu saydığı kişi ve yönetim şekillerine artık güvenemez. Millet, bundan sonra, hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına doğrudan kendisi gözcü olacak ve vatanın her tarafında yine yalnız kendisi ve kendi iradesi egemen olacaktır.

1923 (Atatürk’ün S.D.I, s. 297)

Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısının ruhu, millî egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Bir milletin egemenliğini anlayabilmesi ve onu güvenle koruyabilmesi, birtakım özel niteliklere ve üstün eğitime sahip olmasına bağlıdır. Bir milletin ki siyasî eğitiminde, sosyal eğitiminde, vatan sevgisinde eksik vardır, öyle bir millet, egemenliğini gerektiği derecede kuvvetle elinde tutamaz.

1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 299-300)

Olaylar ve tarihsel deneyimlerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve tutkuların ve hiçbir şekilde doyurulamayan çıkarların elde edilişine sürüklemekle yok olmasına sebep duruma sokan yönetim biçimlerinin, artık memleketimizde uygulanma yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına terk edip bırakmanın sebep olabileceği felâketin, yok olmanın, zararın elemini her an kalp ve vicdanında duymaktadır.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 57-58)

Egemenliğine doğrudan doğruya sahip olmanın değerini pek iyi anlayan ve pek iyi bilen millet, bu kutsal egemenliğine karşı belirecek her tehlikeyi yok edecektir.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 135)

Millî egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu Olsun!

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 76)

Millî ruha karşı konulamaz!

Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini, yalnız ve ancak yine milletin gerçek ve elde edilmesi mümkün çıkarları yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi ele geçirmek ve işgal etmek, o memleketin sahiplerine egemen olmak için yeterli değildir. Bir milletin ruhu ele geçirilmedikçe, bir milletin kararlılığı ve iradesi kırılmadıkça, o millete egemen olmanın imkânı yoktur. Oysa ki yüzyılların getirdiği bir millî ruha, hiçbir kuvvet karşı koyamaz.

Mahkum olmak istemeyen bir milleti, tutsaklığı altında tutmaya gücü yetecek kadar kuvvetli zorbalar, artık dünya yüzünde kalmamıştır.

1924 (Atatürk’ün B.N., s. 81)

Millî egemenlik düşmanlığı

Sınırsız bir özgürlük düşünülemez. Hakların en büyüğü olan yaşama hakkı bile sınırsız değildir; intihara karar veren bir kimsenin suçunun sonucu, sınırı yalnızca kendisine ait olduğu halde polis onu önlemekle görevlidir. Aynı kimsenin aynı hareketini biraz daha büyük ölçüde düşünür ve düşündüğümüz suçu bir kimseden, bir aileye kadar uzatırsak girişimcinin durumu, derhal zalim bir cani manzarası gösterir. Bu sebeple millî egemenlik düşmanlığı, benzersiz bir saygı ve şeref düzeyine sahip bulunan bir milletin her şeyine, bir anda kastetmek suçundan başka bir şey değildir.

1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 298)

23 Nisan’ın anlamı

23 Nisan, Türkiye millî tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.

1922 (Atatürk’ün S.D.V, s. 96)

Kurtuluş ve bağımsızlık davasıyla baş kaldıran tüm Anadolu’nun bu kutsal davası temsil ve savunma için oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920 yılı Nisanının yirmi üçüncü günü açılmıştır. Yeni ve yüce bir tarihe başlangıç olan bu kutlu günü milletin belleğinde sonsuza kadar yaşatmak üzere Meclisimiz bugün, 23 Nisan tarihinin Millî Bayram sayılmasını bir özel yasa ile kabul etmiştir.

1921 (Atatürk’ün T.T.BJV, s.381)

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin yüzyıllar süren arayışlarının özü ve onun kendi kendisini yönetmek bilin cinin canlı bir simgesidir. Türk milleti, yazgısını Büyük Millet Meclisi’nin yeterli ve vatansever eline bıraktığı günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felâketlerden milletin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır.

1927 (Atatürk’ün S.D.1, s.340-341)

Memleketin alın yazısında biricik yetki ve kudret sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu memleketin düzeni için, iç ve dış güvenliği ve dokunulmazlığı için en büyük kefildir.

Büyük millî dertler şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi’nde şifa buldu. Gelecekte de yalnız orada kesin önlemlerini bulabilecektir. Türk milletinin sevgi ve bağlılığı daima Büyük Millet Meclisi’ne yöneldi ve daima oraya yönelmiş olacaktır.

1930 (Atatürk’ün S.D.I, s.352)

İlk meclisimiz, memleketi düşman ayaklarından kurtarmak, milleti yaşam veren bir barışa götürmek amacına yürürken aynı zamanda yeni Türkiye Devleti’nin yapısını kuruyor ve sağlamlaştırıyordu. Bu amaçla yasalar koydu, kararlar aldı, devletin çeşitli kuruluşlarının gerek gösterdiği bir çok sorunu çözdü.

1923 (Atatürk’ün S.D.l, 305-306)

Türkiye tarihinde daima yüksek bir yer koruyacak ve gelecek kuşakların takdirlerini kazanacak olan ilk meclisimiz, milletin kendi alın yazısına bizzat el koyduğunu ilân etti. Millî egemenlik esaslarını hareket kuralı kabul etti ve kuvvetli bir halk hükümetinin esasını kurdu.

1923 (Atatürk’ün S.D.I, s.304)

Her şey, Ankara Millî Meclisi’nin elindedir. Bu Meclis’in amacı, millî sınırlar içinde millî bağımsızlığı temindir. Türk milleti, bir bağımsız varlık halinde hukukunun onaylanmasından başka bir şey istememektedir.

1921 (Atatürk’ün S.D.V, s.82)

Osmanlı Devleti, yazık ki ölmüştür; Babıâli Hükümeti,yazık ki ölmüştür. Affedersiniz, hata ettim! Yazık ki demeyecektim, övünmeye değer ki ölmüştür. Çünkü, onlar ölmeseydi milleti öldüreceklerdi. Sonra, devamlı olarak hakaret ve saldırıya uğratılan meclis-i mebusanlar da ölmüştür. Onun yerini meclis-i mebusan değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi almıştır.

1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 88)

Efendiler! Millet bizi buraya gönderdi. Fakat, ömrümüzün sonuna kadar biz burada ve bu milletin yönetimini ve egemenliğini, miras kalmış mal gibi temsil etmek için toplanmış değiliz ve sizi toplamak ve dağıtmak kudretine hiç kimse sahip değildir. Millet bilmelidir ki, bir günde vekillerini toplar ve gönderir. Burayı, hiçbir kimsenin kayıt ve şarta bağlamaya hak ve yetkisi yoktur ve olmamalıdır.

1921 (Atatürk’ün SD. I, s. 185)

Zavallı milletimiz esir olmaya razı olmadığı için en büyük cezaya mahkum bulunuyor: İdama! Hayır efendiler, hayır! Bütün dünya inansın ki, bu millet idama, yok edilmeye değil canlandırılmaya, güçlendirilmeye lâyıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerine aldığı bu tarihî görevi tam bir başarı ile yapıyor ve en yüksek zaferlerle tamamlayacaktır.

1922 (Atatürk’ün S.D.II, s.38)

Millet ve memleket adına ve hesabına tek başvurulacak yer burasıdır; yani Yüksek Meclisinizdir. Bu yasal hakkı,bu millî hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile ve hiçbir düşünce ile, hiçbir kimseye ve hiçbir kurula terk edemeyiz.

1921 (Atatürk’ün S.D.V, s.16)

Efendiler! insanlar kuvvet kullanmaya ve özellikle başkalarının kuvvetini kullanmaya doğuştan yatkın oldukça, bu ilkeyi çok kıskanç olarak korumakta direnmelisiniz. Şimdiye kadar bu milletin meclisinin devam edememesi, bu “Gerektiğinde Meclis’in kapatılması” kaydının bu yapraklarda, bu kitaplarda ve bu dünyada var olmasından doğmuştur. Bu yetkiyi istediğiniz kurula veriniz, kesinlikle kötüye kullanır. Padişahlar, işte bu noktaya dayanarak, milletimizin meclislerini hor göre göre kovmuşlardır. Bu sebeple böyle bir sınırlama ve şartın, Anayasa’da hiçbir zaman da yeri olmayacaktır.

1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 185)

Halkçılık ve halk devleti

Dünya tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti kuran ve bunlarını hepsini olaylarla deneyen Türk milleti, bu defa doğrudan doğruya kendi ad ve sıfatında bir devlet kurarak, bütün felâketlerin karşısında, doğuştan taşıdığı yetenek ve kudretle yerini aldı. Millet, yazgısını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve egemenliğini bir kişide değil, bütün bireyleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o Meclis, Yüce Meclisinizdir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir ve bu egemenlik makamının hükümetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan başka bir hükümet kurulu yoktur ve olamaz.

1922 (Nutuk III, s. 1250)

Bugün haklı olarak övünebileceğimiz bütün başarının sırrı, yeni Türkiye Devleti’nin yapısındadır. Gerçekten, Türkiye Devleti’nin, bu yeni kuruluşun dayandığı esaslar, nitelik bakımından kendinden önceki tarihî kuruluşların esaslarından başkadır. Bunu bir kelime ile ifade etmek gerekirse, diyebiliriz ki yeni Türkiye Devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir. Geçmişin kuruluşları ise bir kişi devleti idi, kişiler devleti idi. Bir milletin yeryüzünden tamamen silinmesi için, bir milletin insanlık topluluğundan tamamen çözülüp dağıtılabilmesi için Nuh Tufanı kadar olağanüstü felâketler ve olaylar gerekir. Fakat kişiler, kendiliğinden yok olmaya mahkumdur. Bu nedenle halk kuruluşu ile kişi kuruluşu arasında yaşama ve son bulma oranları da bunun aynıdır.

1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 309)

Bugünkü varlığımızın asıl niteliği, milletin genel eğilimlerini kanıtlamıştır, o da halkçılıktır ve halk hükümetidir.

1920 (Atatürk’ün S.D. I, s. 87)

İç siyasetimizde özelliğimiz olan halkçılık, yani milleti doğrudan kendi yazgısına egemen kılmak esası, Anayasamızla belirlenmiştir.

1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 161)

Yeni Türkiye’nin, eski Türkiye ile hiçbir ilgisi yoktur. Osmanlı Hükümeti tarihe geçmiştir. Şimdi yeni bir Türkiye doğmuştur. Gerçi millet değişmemiştir; aynı Türk unsuru bu milleti oluşturuyor. Ancak, yönetim biçimi değişmiştir.

1922 (Atatürk’ün S.D. III, s. 51)

Uygarlık âleminin unutmaması gereken bir önemli nokta daha vardır. Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilmekte olan yeni Türkiye, Babıâli’nin yönetimindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve değerini, kudret ve kuvvetini bilmektedir ve hukukunu koruma için varlığını tehlikeye atmaya da hazırdır.

1922 (Atatürk’ün S.D.III, s.58)

T.B.M.M.Hükumeti ve özellikleri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, bir halk hükumetidir. Memleket çıkarlarına ait hususlarda millet bireyleleriyle hükümet arasında görev bakımından ortaklık vardır.

1921 (Atatürk’ün T.T.B., IV,s 421)

Osmanlı İmparatorluğu’na yüklenmiş olan kayıtlamalar ki yüzyıllar boyunca memleketimizin derece derece gerilemesine sebep olmuştu- son zamanda hakkımızda bir idam hükmü niteliğinde olarak Sevres Antlaşması adı altında bize uygulanmak istenildi. Bizzat kendi alın yazısına sahip olmamaktan dolayı bu birbiri ardınca gelen felâketlere uğradığına inanan ve Sevres Antlaşması’nın da kendisine uygulanmak istenilmesinin aynı sebepten doğduğunu anlayarak isyan eden milletimiz, bugün yalnız kendi egemenliğine dayalı bir hükümet kurmuş ve alın yazısına bizzat egemen olmuştur ve olacaktır. Bu yönetim şekli memleketimizin durumuna ve şartlarına ve milletimizin gereksinimlerine ve yaşayışına bütünüyle uygundur.

1921 (Atatürk’ün R.Y.G.S, s.123)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükumeti’nin değişmez,olumlu, maddî bir siyaseti vardır: O da Efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin belli millî sınırı içinde yaşamını ve bağımsızlığını sağlamaya yöneliktir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti, temsil ettiği millet adına çok alçak gönüllüdür ve hayalden bütünüyle uzak ve bütünüyle gerçekçidir.

1921 (Atatürk’ün S.D.I, s.193)

Herkesin açık olarak bilmesi gerekir ki, bugünkü Türkiye halkı, yüzyıllarca kendi iradesini ve kendi yönetimini başkasının elinde görmeye katlanan halk değildir ve asıl bilinmesi gereken taraf da, bugünkü Türkiye halkının ve hükumetinin tükenmez emeller peşinde koşup kendi evini unutan ve harap bırakan serüvenci insanlardan olmadığıdır. Bu sebeple, tam bir kesinlikle söyleyebilirim ki hükümetimiz zafer sevinciyle gerçek ve hayatî çıkarlarını unutacak kadar kendinden geçmemiştir.

1922 (Atatürk’ün S.D. II, s.41)

Hükümet programının temeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millîdir; tam olarak maddîdir; gerçekçidir. Kuruntuya dayanan ülküler arkasında, o ülkülere erişmek için değil, fakat ulaştırmak hulyasıyla milleti kayalara çarparak, bataklıklara batırarak en sonunda kurban ederek yok etmek gibi cinayetten kaçınan bir hükümettir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarının dayanağı şu iki esastır: Tam bağımsızlık, kayıtsız ve şartsız millî egemenlik. Birinci dayanağının ifadesi “Misak-ı Millfdir. İkinci ve hayatî olan dayanağının ifadesi “Anayasa”dır. Millet, Misak-ı Millî’nin anlamını seçkin evlâtlarından oluşturduğu kahraman ordularıyla eser olarak elde etmiştir. Anayasa’nın asıl ruhu ise, bu yasanın kitaplara geçmesinden önce milletin kafasında ve vicdanında yoğunlaşmış olmasıyla ve ancak bunun ifadesi olmak üzere kurduğu Meclis’e verdiği temel görev ile Ve yıllardan beri ilkelerini fiilen uygulamakta olmasıyla ve en nihayet yasa şeklinde bütün dünyaya göstermesiyle gerçekleşmiştir.

1923 (Atatürk’ün, S.D. II, s. 57-58)

Eğer milletimiz, kendi egemenliğini kayıtsız şartsız elinde tutan bir hükümet oluşturmamış olsaydı, bugün elde ettiğimiz zaferlere hiçbir zaman erişemezdik ve memleketimizde şimdiye kadar Sevres Antlaşması uygulanacak, bütün millet yabancıların kölesi olacaktı.

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.71)

Süngü ile, silâhla, kanla elde ettiğimiz zaferden sonra,kültür, bilim, teknik, ekonomi gibi alanlarda zafer kazanmak için çalışacağız. Milleti refah ve mutluluğa götürecek bu alanlarda güvenle, başarıyla yürüyebilmek ise, yalnız bir şarta bağlıdır. Bu şart bulunmazsa o alanlarda başarımız imkânsızdır. Bu şart şudur: Milletin, doğrudan doğruya kendi egemenliğine kendisinin sahip olmasıdır!

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.135)

Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması, ancak ve ancak, tam ve kesin anlamıyla millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bu nedenle özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası, millî egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde özgürlük sonsuzdur. Ancak, onun sının, onu sonsuz yapan esasın korunmasıyla mevcut ve çevrilidir. Bir insan, belki kendi arzusuyla kişisel özgürlüğünü yok etmek ister; fakat bu girişim koca bir milletin hayatına ve özgürlüğüne zarar verecekse, çok büyük ve şerefle dolu bir millet hayatı bu yüzden sönecekse ve o milletin çocukları ve torunları bu yüzden yok olacaksa bu girişimler hiçbir vakit haklı ve kabule değer olamaz. Ve hele böyle bir hareket hiçbir zaman özgürlük adına hoşgörü ile kabul edilemez. Hiç şüphe yok, devletimizin sonsuza kadar yaşaması için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için, yaşamımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve en sonunda her şeyimiz için elbette en kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle millî egemenliğimizi koruyacak ve savunacağız.

1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 298)

Millî emeller, millî irade, yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, bütün millet bireylerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 95)

Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s.58)

Kuvvet birdir ve o, milletindir.

1937 (Atatürk’ün S.D.I, s. 389)

Egemenlik, hiçbir anlam, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve belirtide ortaklık kabul etmez.

1922 (Nutuk II, s.700)

Yeni Türkiye Devleti’nde saltanat, millettedir.

1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 26.12.1929)

Egemenlik kesinlikle milletin elinde olmalıdır! Egemenliğine sahip olmayan bir insan veya bir toplum, hiçbir zaman iradesini kullanamaz. Egemenliğini herhangi birisine bırakan bir insan, kendi iradesinin kullanılacağından ve uygulanacağından emin olamaz. Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felâketler, kendi kader ve yazgısını, başka birisinin eline bırakmasından kaynaklanmıştır.

1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)

Halk, millî egemenliği benimsemeli ve memlekette tek egemen ve etkenin kendisinden ibaret olduğunu unutmamalıdır.

1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s.53)

Paylaş; başkaları da faydalansın!

About Ömür OKUR

Elektrik – Elektronik Mühendisiyim.
Türküm Müslümanım Vatanseverim.
Sinema yorumcusuyum.
Bugünü dünün üzerine bir şeyler katmak için yaşıyorum.
Kendi hayatımın yorumcusuyum: Gün içinde benim yaşadığım yada birilerinin yaşadığı olayların bendeki yansımalarını yazıyorum, başkalarının da hayatına bir şeyler katsın diye öğrendiklerimi paylaşıyorum.

Check Also

19 Mayıs 1919 Ruhunu Unutmayalım

Bu öyle bir zamandı ki, maçı protokol tribününden izleyen; Büyük Türkiye İmparatorluğu (Osmanlı İmparatorluğu) takımımızın …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *