Ömür OKUR » Nutuk » Nutuk 09. Bölüm ( Barış Anlaşması’na kadar İstanbul’a ayak basmamamız ve milletvekili olmamamız tavsiyesi … Mister Frew’a yazdığım mektup )

Nutuk 09. Bölüm ( Barış Anlaşması’na kadar İstanbul’a ayak basmamamız ve milletvekili olmamamız tavsiyesi … Mister Frew’a yazdığım mektup )

Paylaş; başkaları da faydalansın!

Atatürk, Mr. Frew' a yazdığım mektup

Barış Anlaşması’na kadar İstanbul’a ayak basmamamız ve milletvekili olmamamız tavsiyesi

İstanbul teşkilatımızdan, 13 Ekim 1919 tarihinde açıklanma istenmek üzere çekilen telgrafımıza verdikleri 20 Ekim 1919 tarihli cevapta, milletvekillerinin İstanbul’da toplanmasında bir sakınca ve tehlike bulunmadığı, İtilaf Devletleri’nin herhangi bir davranışının medeniyet dünyasına karşı kötü etki yapacağının imkan dahilinde görüldüğü sözlerine; yalnız yasama gücü, şimdiki yetkisinin genişletilmesine teşebbüs ederse, Zatışahane’nin Meclis’i kapatmaya kalkışması ve muhaliflerin tehlikeli durum almaları, İtilaf Devletleri’nin de bundan yararlanarak zatıdevletleri gibi yüksek şahsiyetlere saldırma cesaretini göstermeleri muhtemeldir sözleri ekleniyordu. Bu telgrafın sonunda da bizim barış anlaşması yapılıncaya kadar, İstanbul’a ayak basmamaklığımız ve milletvekili olmamaklığımız tavsiye olunuyordu (Belge: 178, 179).

İstanbul’daki teşkilat merkezimizden Kara Vasıf Bey’in gizli, Şevket Bey’in açık imzasıyla aldığımız 30 Ekim 1919 tarihli şifrede, teşkilatımızda bulunanların görüşleri, daha birçok kimsenin görüşleri ile destekleniyordu. Bu şifrenin birinci maddesi şöyle başlıyordu: Ahmet İzzet Paşa, Sadrazam, Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı, Nafıa Nazırı (91) ve programlara gerçekten bağlı olan ve hizmet eden, bağlılığı ile birlikte önemli bir kuvveti de bulunan göz doktoru Esat Paşa ile, ayrıca Rauf Ahmet Bey ve diğer zatlarla gerek kendi istekleri üzerine gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm. Bütün düşüncelerin birleştiği noktalar aşağıdadır:

Bundan sonra bütün düşüncelerin birleştiği noktalar özetleniyordu:

1 — Meclis-i Meb’usan’ın İstanbul’da toplanması zaruridir. Yalnız, biz İstanbul’a gitmemeliyiz. Sadrazam Paşa, meclisin İstanbul’da vicdan huzuru içinde kararlar alabileceğini yabancılardan söz alarak vadetti. Fakat, yalnız bizim için güvence sağlamak mümkün olamayacağından, milletvekili olurlarsa izinli olarak veyahut milletvekili olmadan daha yüksekte ve milletin sevgilisi olarak kalmaları uygun olur deniliyordu.

Birinci maddenin (b) fıkrasında: Zaten hükümet, yapılacak anlaşmada nisbi temsili, azınlıkların hakları bakımından kabule mecburdur. Şu halde, Milli Meclis’in, azınlıkların da yeniden seçime katılmaları için dağılıp yeniden seçileceği bazı çevrelerce kesin olarak ümit edilmektedir şeklinde yeni bir bilgi veriliyordu.

Birinci maddenin (c) fıkrasında da: Hükümet gerçekte iyi niyetlidir. Ancak isteksizlik içindedir güvencesi okunuyordu.

İkinci maddede de: Elden geldiği kadar sosyalist, birkaç temiz Hürriyet ve İtilafçı v.b. çıkarmak gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık ve karışık bir anlayışın belirtisine rastlıyorduk. Ondan sonra:

3’üncü maddeyi: Hükümeti güç durumlara düşürmemek.

4’üncü maddeyi de: Bize zararı dokunacakları, her şekilde inandırarak elde etmek istiyorum. Herkes de bana bunu tavsiye ediyor. Örnek olarak, Refi Cevat, sosyalistler gibi görüşleri içine alıyordu (Belge: 180).

1 ve 4 Ekim 1919 tarihlerinde, İstanbul’daki teşkilatımıza uzun düşünce ve yorumların yer aldığı cevaplar verdik. Bu cevaplarımızda, özet olarak: Milletvekillerinin İstanbul’da toplanması her bakımdan tehlikeli ve sakıncalıdır dedik ve açıklamasını yaptık.

Cemal Paşa vasıtasıyla hükümete bildirdiğimiz görüşleri özetledik. Bizim için var olan tehlikenin bütün milletvekilleri için söz konusu olduğunu ispata çalıştık. Bizim seyirci durumunda kalmamız mutlaka arzu buyuruluyorsa, gerekçeleriyle birlikte bildirilmesini istedik (Belge: 181).

Yalnız, Kara Vasıf Bey’e çekilen telgrafta:

Ahmet İzzet Paşa Hazretleri, aslında Milli Mücadele’nin İstanbul’da katliama yol açabileceği zannında idi. Sözlerinin ciddiye alınması öncelikle bu kanaatlarının değişip değişmediğini bilmekle mümkündür.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri’ne gelince: Onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz.

Abuk Paşa da aynı zihniyet ve ruh hali içindedir. Göz doktoru Esat Paşa hakkında kesin bir düşüncem yoktur.

Yalnız, bazıları bu zatı son derece dar görüşlü, pek fazla şan ve şöhret düşkünü olarak gösteriyorlar. Sözün kısası, irade ve düşüncelerinde kararlılık ve isabet olmayan ve İstanbul’da düşman baskısı altında düşünen resmi ve özel şahısların tavsiyeleri incelenmeye değer dedikten ve söz konusu olan toplantı yeri hakkında, yeniden, gelebilecek tehlike ve sakıncaları saydıktan sonra asıl garip karşılanacak olan nokta, bizi, yani adları bilinen iki üç kişiyi korumakta güçsüzlüğe düşen hükümetin, Öteki milletvekillerini nasıl koruyacağı meselesidir.

Bizde yavaş yavaş yer etmeye başlayan görüş ve kanaat, ne yazık ki yabancılar değil, aksine belki onlardan çok, şimdiki hükümet üyeleri ile diğer şahıslardan bazılarının bizi tehlikeli saymakta olmalarıdır dedik.

Bundan sonra yer alan fıkralardan birinde: Nisbi temsili kabul etme zarureti karşısında Meclis’in dağıtılmasını şimdiden düşünen bir çevrede, Meclis-i Meb’usan’ın toplanmaması gereği tabii görülmelidir kanaatini belirttik.

Bir fıkrada da : Hükümetin istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımıza işaret ederek, maksadı bizi güç zamanlarda yalnız bırakmak mıdır? sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine karşılık olarak da muhaliflerin iktidara geçmesinden korkmak yarar sağlamaz.

Bundan dolayı politika ve tutum değiştirilemez dedik (Belge: 182).

Efendiler, bu yazışmalardan ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla anlaşılmaktaydı ki, bizim İstanbul’daki teşkilatımızın ileri gelenleri, hükümet adamlarının, şunun bunun görüşlerine tutsak olmuşlar ve artık onlara sözcülük etmekten öteye bir görev yapmıyorlardı.

İşte, diğer bir şifre telgraf ki, 6 Kasım 1919 tarihinde yazılıyor, ancak şifrenin metninde Kara Vasıf Bey’in görüş ve üslubu hakim oluyor ve Harbiye Nazırı Cemal Paşa imzasıyla geliyordu.

Bu şifrede yine toplanma yerinden söz edilerek, özellikle: Önce siyasi sakıncalar var, sonra idari sakıncalar var, daha sonra toplanma imkanı yoktur… Zaruret duyguya hakim olmalıdır… Uygun karşılığınızı acele olarak kabineye bildiriniz sözleriyle baskı yapılıyor ve Japon Rıza Bey’le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin yanınızda olacağım müjdesi veriliyordu. Sulh ve Selamet’i iyice kazandık demektir. Milli Türk de bizim. Mili Ahrar’ı (92) yıkıyoruz.

Milli Kongre yola gelecek cümleleriyle de iyi haberlerin nelere, ne gibi boş şeylere ait olduğunu belirtmekte acele ediliyordu (Belge: 183).

Kara Vasıf Bey’e 7 Kasım 1919’da hemen Sivas’a gelmesini yazdım.

Kara Vasıf Bey’in yine aynı konu ile ilgili olarak gönderdiği, 19 Kasım 1919 tarihli şifresinde uzun düşüncelere dayandırdığı muhakeme ve mantığını şu cümlede özetliyordu:

Kuva-yı Milliye ile aynı görüşte olan Meclis, Padişah’a karşı düşmanlık ilan ederse, Anadolu kimin arkasından gider?!… Kuva-yı Milliye’ye mi tabi olsun?!…

Meclisi Anadolu’da toplamak düşüncesinden vazgeçmek, bir vatan borcudur… (Belge: 184)


91) Bayındırlık Bakanı.

92) Çeşitli parti adları verilmiştir. Ahrar: Hür olanlar, esir olmayanlar.

Komutanların görüşlerini almak

Efendiler, çok önemli olan bu Meclis’in toplanacağı yer konusunda kendi başına karar verip, bu kararı da millete ve seçilen milletvekillerine uygulatmak, pek tehlikeli olurdu.

Bu sebeple, büyük bir dikkat ve incelikle bütün şahsi veya genel duygu ve düşünceleri gözden geçirmek, gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı bulmak zarureti ile karşı karşıya idim.

Gördüğünüz gibi, bir yandan İstanbul’un ileri gelenleriyle haberleşirken, bir yandan da çeşitli yollarla kamuoyunu yokluyordum.

Vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da pek önemliydi. Bu yüzden daha Ekimin 29’unda, 15’inci, 20’inci, 12’nci ve 3’üncü Kolordu Komutanları’nı Sivas’ta bir toplantıya davet ettim.

Diyarbakır’daki Kolordu Komutanı’na, Edirne’deki Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e, Bursa’da Yusuf İzet Paşa’ya Balıkesir’de Kazım Paşa’ya, Bursa’da Bekir Sami Bey’e de kendilerini, aradaki yolun uzaklığı ve özel durumları dolayısıyla davet etmediğimi, alınan kararları bildireceğimi yazdım (Belge: 185, 186).

Efendiler, davet edilen komutanlardan Salahattin Bey zaten Sivas’ta idi. Kazım Karabekir Paşa Erzurum’dan, Ali Fuat Paşa Ankara’dan ve Konya’daki Kolordu Komutanı’nın cephe ile ilgili önemli işleri bizzat düzene sokması gerektiğinden, kendisine vekil olarak Konya’dan da Kurmay Başkanı Şemsettin Bey gelerek Sivas’ta toplandılar.

Heyet-i Temsiliye’den olan veya bu heyetten olmayıp da toplantıda bulunmaları yararlı görülen şahısların ve komutanların katılmasıyla, 16 Kasım 1919 günü görüşmelere başladık. Toplantı gündemimiz şu üç noktadan ibaret olacaktı:

1 — Meclis-i Meb’usan’ın toplanma yeri,

2 — Meclis’in toplanmasından sonra Heyet-i Temsiliye’nin ve milli teşkilatın alacağı şekil ve çalışma yöntemi,

3 — Paris Barış Konferansı’nın bizim için olumlu veya olumsuz bir karar vermesi halinde tutulacak yol.

Dört aykırı görüş ve aldığımız karar

Efendiler, bu tarihe kadar cemiyetimizin merkez heyetlerinden istediğimiz bilgilere gelen cevaplar dört görüş etrafında toplanıyordu:

1— Birinci görüşe göre, Meclis-i Meb’usan’ın İstanbul dışında toplanması uygun görülüyordu.

2— Başında Erzurum, Trabzon, Balıkesir ve bütün Karesi (91), Saruhan (94) heyetlerinin bulunduğu ikinci görüşe göre İstanbul’da… İstanbul’daki devlet adamları ile ileri gelenlerden hemen hepsinin bu görüşte olduğunu biliyoruz. Padişah’ın isteği, hükümetin ısrarı da buydu.

3— Trakya – Paşaeli’nden gelen üçüncü görüşe göre, İstanbul yakınlarında…

4— Bir kısım merkez heyetleri de Salih Paşa’nın şahsi görüşüne dayanarak, hükümetin olur demesi halinde, İstanbul dışında toplanmakta bir sakınca görmüyorlardı.

Efendiler, İstanbul Hükümeti ile yardakçılarının kamuoyunu ne kadar bulandırıp karıştırmış olduğunu, milletin ortaya koyduğu bu farklı görüşlerden kolaylıkla anlamak mümkündür.

Artık bunun üzerine direnmenin kötü sonuçlar vereceği yargısına varmak da güç değildir.

Şimdi, 16 Kasım 1919’dan 29 Kasım 1919 tarihine kadar, günlerce süren görüşme ve tartışmalardan çıkan sonuçları ve alınan kararları olduğu gibi yüksek bilgilerinize sunuyorum:

— Milli Meclis’in İstanbul’da toplanmasının sakınca ve tehlikelerine rağmen, Saltanat Hükümeti İstanbul dışında toplanmayı kabul etmediği ve memleketi bir bunalıma sürüklemekten sakınıldığı için, Meclis’in İstanbul’da toplanması zarureti kabul edildi. Ancak, aşağıdaki tedbirlerin alınması gereği de karara bağlandı :

a) Bütün milletvekillerinin durum hakkında aydınlatılarak teker teker görüşlerinin alınması,

b) Milli Meclis İstanbul’da toplanacağına göre, milletvekillerinin İstanbul’a gitmeden önce, Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi yerlerde kısım kısım toplanarak, gerek İstanbul’da gerek İstanbul dışında alınması gereken güvenlik tedbirlerini ve programımızın esaslarını savunacak kuvvetli bir grup oluşturma yolları üzerinde görüşmeleri,

c) Cemiyetin teşkilatını sür’atle genişletmek ve güçlendirmek için, kolordu komutanlarının, bölge komutanları ve askere alma teşkilatı başkanları vasıtasıyla vakit kaybetmeden fiili yardımda bulunmaları,

d) Bütün sivil idare amirlerinden, her ihtimale karşı, milli teşkilata bağlı kalacaklarına dair söz alınması ve kendilerinin eldeki imkanlarıyla cemiyetin teşkilatını kurmaya sür’atle girişmelerinin istenmesi,

2 — Milli Meclis İstanbul’da toplandıktan sonra, milletvekillerinin, tam bir güvenlik ve serbestlik içinde yasama görevlerini yapmakta olduklarını açıklayacakları güne kadar, Heyet-i Temsiliye, şimdiye kadar olduğu gibi yine İstanbul dışında kalarak milli görevine devam edecektir.

Ancak, bütün sancaklardan ve milletvekili olan kimseler arasından seçilmek üzere birer, illerden ve müstakil sancaklardan ikişer zatın, tüzüğün sekizinci maddesi gereğince Heyet-i Temsiliye üyesi olarak Eskişehir yakınında toplantıya çağırılıp, durumun açıklanması ve Meclis-i Meb’usan’daki tutumun kararlaştırılması üzerinde görüşülecektir. Bu sebeple Heyet-i Temsiliye de oraya gidecektir.

Bu toplantıdan sonra, Heyet-i Temsiliye de uygun şekilde yeni üyelerle desteklendikten sonra, öteki milletvekilleri de İstanbul’a Milli Meclis’e gideceklerdir.

Heyet-i Temsiliye göreve devam ettiği sürece, milli teşkilatın şekli ve çalışma yöntemi tüzükte yazıldığı şekilde olacaktır.

Meclis-i Meb’usan, tam bir güvenlik içinde bulunduğunu açıkladığı zaman, Heyet-i Temsiliye tüzükteki yetkisine dayanarak, genel kongreyi toplantıya çağırıp on birinci madde uyarınca da cemiyetin ileride alacağı şeklin belirlenmesini, kongrenin kararına bırakacaktır. Kongrenin nerede ve nasıl toplanacağı o zamanki durum ve şartlara göre ayarlanacaktır.

Kongrenin toplantıya çağırıldığı zaman ile toplanması arasında geçecek süre içinde, Heyet-i Temsiliye, İstanbul Hükümeti ve Meclis-i Meb’usan Başkanlığı ile kesin bir zaruret görmedikçe resmi ilişkilerde bulunmaz.

3 — Paris Barış Konferansı, bizim için olumsuz bir karar verdiği ve bu karar hükümet ve Milli Meclis’çe kabul edilip onaylandığı takdirde, elverişli en kestirme yoldan milli iradeye başvurularak, tüzükte açıklanmış olan esasların gerçekleştirilmesine çalışılacaktır.

Mustafa Kemal

Rüstem Mazhar Müfit Ali Fuat

Hüsrev Hüseyin Rauf Kazım Karabekir Hakkı Behiç

Hüseyin Selahattin İbrahim Süreyya Bekir Sami Ömer Mümtaz

Vasıf

12’nci Kolordu Kurmay Başkanı Şemsettin


93) Merkezi Balıkesir olan sancak.

94) Merkezi Manisa olan sancak.

Milletvekillerine verilen direktif

Efendiler, bu kararlar gereğince, milletvekillerini aydınlatmak için verdiğimiz bilgi ve direktifleri olduğu gibi bilginize sunacağım:

Seçilen milletvekillerine verilen bilgi ve direktifler şunlardır:

Madde 1 — İstanbul’un, İtilaf Devletleri’nin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin işgali altında ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğu, güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar elinde ve karmakarışık durumda bulunduğu bilinmektedir. Bundan başka, Rumların kendi aralarından İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve Atina’dan gelmiş Yunan lider ve komutanlarının yönetimi altında olmak üzere, gizli polis ve ihtilalci örgütler kurarak, devletimize zamanı gelince isyan edecekleri anlaşılmıştır.

Maalesef, hükümetin İstanbul’da serbest olmadığını itiraf etmek mecburiyeti vardır. İşte bu sebeplerle, Milli Meclis’in toplanma yerini tartışmak gibi bir konu ortaya çıkmış bulunuyor.

Milli Meclis İstanbul’da toplandığı takdirde, milletvekillerinin yapacakları vatan görevi dikkate alınırsa, tehlikeye uğramalarından cidden korkulur. Gerçekten de İtilaf Devletleri’nin Ateşkes Anlaşması hükümlerini bozarak barış anlaşmasını beklemeye gerek duymadan, vatanımızın önemli bölgelerini işgal etmek ve Hristiyan azınlıklara haklarımızı çiğneme fırsatını vermek suretiyle yapılan haksız muamelelerini eleştirip reddedecek, toprak bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın dokunulmazlığını yılmadan isteyecek ve savunacak olan Meclis-i Meb’usan’ın dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması veya sürgün edilmesi, uzak bir ihtimal değildir.

Tıpkı Kars’ta toplanan Milli İslam Şurası’na İngilizlerin yaptıkları gibi. Seçimlere katılmamış olan Hristiyan azınlıkların, onlara uyan İngiliz Muhipleri ve Nigehban Cemiyetleri’nin, bu konuda düşmanların gayelerine hizmet ederek her türlü kötülüğü yapabilecekleri de akla gelebilir.

Bu bakımdan, Milli Meclis’in İstanbul’da toplanması, Meclis’ten beklenen ciddi ve tarihi görevin yerine getirilmesini imkansız kılacağından ve Milli Meclis de devlet ve milletin bağımsızlığının temsilcisi olduğundan, ona vurulacak darbe ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini belirtmeye gerek yoktur.

Kabine adına, Amasya’da Heyet-i Temsiliye ile görüşmelerde bulunan Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri bile bu gerçekleri göz önünde tutarak Milli Meclis’in İstanbul’un dışında güvenli bir yerde toplanması gereğine vicdanı ile de düşüncesi ile de kanaat getirmiş ve bu hususu uygun bulduğunu imzası ile doğrulamıştır.

Milli Meclis’in düşman baskısından uzakta ve tam bir güvenlik içinde bulunan bir yerde toplanması halinde, İstanbul’da toplandığı takdirde akla gelebilecek bütün sakıncalar ortadan kalkmış olacağı gibi, hilafet ve saltanatın tehlikede olduğunu dünya kamuoyuna ve özellikle İslam alemine fiilen duyurmuş olacak, milli varlık ve bağımsızlığımızın aleyhinde alınması muhtemel bir karar karşısında vatana ve millete karşı olan görevlerini yerine getirebilecek ve İtilaf Devletleri karşısında,

Meclis’in milletin kaderine tamamen hakim bulunduğu daha açık bir şekilde ortaya konabilecektir. Meclis’in İstanbul dışında toplanması halinde akla gelebilecek olan sakıncalar aşağıdadır:

Millet düşmanları, İstanbul’un gözden çıkarıldığı yolunda zararlı bir propagandaya fırsat bulacaktır. Hükümet, İstanbul’da olduğu gibi, Meclis ile kolayca temas ve bağlantı kuramayacaktır.

Meclis’in açılış töreni, Zatışahane’yi yolculuk külfeti ile karşı karşıya bırakmamak için, vekil tayin buyuracakları bir zat vasıtasıyla yapılabilecektir. İşte bu sakıncalar dolayısıyla şimdiki hükümet, Milli Meclis’in İstanbul dışında açılmasını kabul etmemiştir. Hükümetin bu olumsuz kararı yüzünden söz konusu sakıncalara aşağıdaki sakıncalar da eklenmektedir:

Milli Meclis’in kanuna uygun olarak toplanması, Meclis-i Meb’usan ile Ayan Meclisi’nin (95) aynı yerde ve aynı zamanda bulunmasına bağlı olduğundan, hükümetin İstanbul dışında, uygun göreceği bir yerde toplanmaya razı olması yüzünden, Ayan Meclisi ve Hükümet, İstanbul dışındaki toplantıya katılmayacak ve Zatışahane’ye usulüne uygun olarak Meclisi açtırmayacaktır.

Bu durum karşısında Milli Meclis’in İstanbul dışında toplanmasına kanun bakımından imkan kalmadığı için, yukarıda arz edilen sıkıntılara rağmen, İstanbul’da toplanması bir zaruret hükmüne girmiş bulunuyor.

Sayın milletvekilleri İstanbul’a gitmekten çekinerek, İstanbul dışında kendiliklerinden toplandıkları takdirde, böyle bir toplanma elbette Milli Meclis’in herkesçe bilinen yasama gücünü temsil edemez. Belki, milletin varlığını, gayelerini, bağımsızlığını temsil edecek, onun hakkında verilecek hükümleri eleştirecek ve yine millete dayanarak reddedebilecek bir milli kongre şeklinde olabilir.

Bu takdirde, Milli Meclis de elbette İstanbul’da toplanmamaya mahkum olur. Böyle bir davranışın, hükümetin karşı çıkmasına, zorlayıcı tedbirler almasına ve sonunda millet ile İstanbul Hükümeti arasındaki her türlü ilişkinin kesilmesine yol açacağı da düşünülebilir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, yukarıda dile getirilen bütün hususları gözden geçirip tartıştıktan sonra, Milli Meclis’in İstanbul’da toplanma zaruretine karşı, durumu bütün milletvekillerine bildirerek, her birinin düşünce ve görüşlerini almayı görev saymıştır. Bundan başka, sayın milletvekillerinin İstanbul’da Milli Meclis’e girmeden önce, kolayca bir araya gelebilecekleri bazı yerlerde toplanıp aşağıdaki hususları görüşmeleri ve görüşme sonuçlarının birleştirilebilmesi için bunları Heyet-i Temsiliye’ye bildirmeleri gerekli görülmüştür.

Görüşülecek hususlar şunlardır :

a) Meclis’in İstanbul’da toplanması zaruretine karşı, İstanbul ve İstanbul dışında olmak üzere bütün yurtta alınması gerekli tedbirler, yapılması gerekli hazırlıklar;

b) Meclis-i Meb’usan’da vatanın bütünlüğünü, devlet ve milletin bağımsızlığını kurtarmaktan ibaret olan gayeyi korumak ve savunmak için birleşmiş azimli bir kadro kurma çarelerinin düşünülmesi;
Milletvekillerinin yukarıdaki hususları görüşmek için toplanmaları uygun görülen yerler şunlardır:
Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir, Bursa, Bandırma, Edirne.

Madde 2 — Birinci maddeyi, olduğu gibi bölgelerinizde bulunan milletvekillerine bildirerek, önce, en kısa zamanda onların şahsi görüşlerini almak ve bunları vakit kaybetmeden bir yandan Heyet-i Temsiliye’ye bildirmek, bir yandan da bölgelerinizdeki merkez heyetlerine ulaştırarak bu konuda faaliyet göstermelerini sağlamak.

İkinci olarak, bölgelerinizdeki milletvekillerinin birinci maddede gösterilen yerlerde huzur ve güven içinde toplanmalarını sağlayarak, görüşme sonuçlarının Heyet-i Temsiliye’ye bildirilmesi için gereken tedbirlerin alınması istirham olunur.

Sizlerin seçim bölgelerinden milletvekili olup da şimdi İstanbul’da bulunanların, kendi seçim bölgelerindeki teşkilatı tarafından, İstanbul’a yakın toplanma yerlerinden birine davet ettirilmesi gerekir.


95) Padişahın ataması ile oluşturulan ve bugünkü anlamda senatonun yerini tutan bir üst meclis, ikinci meclis.

Ekim 1919’da önemli iç olaylar

Efendiler, 1919 yılı Ekimine ait olup da dokunmak istediğim bazı olayları da birkaç kelime ile özetlememe müsaadenizi rica ederim.

İşgal altında bulunan İzmir ilindeki müslüman halk, zulüm görüyor ve öldürülüyordu.

Bunun için, hükümetten, İtilaf Devletleri’nin temsilcileri katında etkileyici teşebbüslerde bulunmasını rica ettik.

Yunanlıların zulüm ve zorbalıkları devam ederse, aynı şekilde karşı koymak mecburiyetinde kalınacağını da bildirdik.

İzmir’deki feci olaylar üzerine İstanbul’da bir gösteri toplantısı yapılmak istenmişti. Bunun engellendiği haber alınınca Cemal Paşa’nın dikkatini çektik.

Anzavur, Bandırma çevrelerinde haince ve canavarca hareketlere başlamıştı (Belge: 187). Verdiği zararları önlemek için ve Karabiga, (96) Bandırma taraflarına çıkan Nigehban Cemiyeti’ne bağlı subaylar hakkında, Balıkesir’de, Kazım Paşa’ya ve diğer ilgililere yazdık.

Otuz kadar Nigehbancı subayın da bir yabancı işgaline zemin hazırlamak için, Hristiyanlara karşı hareket etmek üzere, Trabzon ve Samsun’a çıkacaklarını haber aldık. Derhal 15’inci Kolordu’nun ve Canik Mutasarrıfı’nın dikkatlerini çektik.

Yüksek heyetinizce bilinmektedir ki, başlangıçta Maraş, Urfa ve Ayıntap’ta İngiliz birlikleri vardı. Bu birlikler Fransız askerleri ile değiştirildi. Bu yüzden işgali yeniden önlemeye çalıştık. İşgalden sonra da önce siyasi, daha sonra fiili teşebbüslere geçtik.

Bozkır (97)’da, yeniden önemli sayılabilecek bir ayaklanma oldu. Onun bastırılması için çeşitli tedbirlere başvurduk.

Maraş ve Antep’te Kılıç Ali Bey’i, Çukurova bölgesine de Topçu Binbaşısı Kemal ve Yüzbaşı Osman Tufan Bey’leri göndererek ciddi teşkilatlanmaya ve teşebbüslere geçtik.

Efendiler, bu arada hatırıma gelen bir noktayı da arzetmiş bulunayım: Sivas Kongresi’nden sonra, Heyet-i Temsiliye, sorumluluğu kendi üzerine alarak, kongrelerin tüzük ve bildirileri dışında ve Sivas Kongresi Tüzüğüne ek olmak üzere, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kuruluş Tüzüğüne Ektir(l) başlıklı, yalnız üyeleri için ve gizlidir kayıtlı, silahlı milli teşkilatlar için gizli bir yönerge düzenlendi. Düşmanla çatışılan yerlerde bu yönergeye göre, silahlı müfrezeler ve birlikler kuruldu (Belge: 188).


96) Çanakkale’nin Biga ilçesinin iskelesi.

97) Konya’ya bağlı bir ilçe.

Ali Rıza Paşa Kabinesi görüşünde direniyor

Efendiler, 2 Kasımda, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan aldığım bir şifreli telgrafta: Zaten az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. Ziya Paşa’nın Ankara’ya kadar gitmemesi, destek lutfedilen hükümetin otoritesini kırmaktan başka bir anlama gelemez.

Bu konuda hükümet, görüşünde ısrarlıdır denilmekte ve bunun cevabının acele beklenmekte olduğu bildirilmekteydi. Ziya Paşa’nın gönderilmemesi ile ilgi ricamıza hükümet iltifat etmemişti. Ziya Paşa’yı görevlendirmiş ve göndermişti. Ziya Paşa Eskişehir’e kadar gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü.

Cemal Paşa, aynı telgrafında Bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin tarzını, hükümet, aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir diyordu. Oysa, böyle bir bildirimiz yoktu.

Cemal Paşa’nın bu telgrafına şu karşılığı verdik:

Şifre Sivas, 3.11.1919

İvedi

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri’ne

İlgi: 2.11.1919 tarih ve 501 sayılı şifre:

1 — Hükümetle milli teşkilat arasında samimi bir uzlaşmaya ve gerçek bir görüş birliğine vardık. Zatıdevletleri vasıtasıyla pek önemli bir istirhamımız vardı. O da meşru bir gayeye yönelen milli teşkilatın zarar görmemesi için, bütün yüksek dereceli memurların bu görüşe göre seçilmesi, karşı olanların değiştirilmesiydi.

Bunlarla ilgili olarak birbiri ardınca yaptığımız istirhamlara cevap alamadık. Trabzon ve Diyarbakır valileri ile Antalya mutasarrıfı hakkında ne yapıldığını daha bilmiyoruz. Yalnız, durumu yerinde incelemeksizin, Dahiliye Nezareti, Konya’ya Muhipler Cemiyeti üyelerinden, pek yetersiz ve güçsüz olan Suphi Bey’i vali olarak gönderdi.

Dahiliye Nazırı’nın bu gibi konularda bizimle hiçbir temas ve ilişki kabul etmediği; sanki milli teşkilata karşı imiş gibi davrandığı kanaati uyanıyor. Bu düşüncemizde yanılıyorsak, durumun açıklanmasını ve aydınlatılmamızı rica ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa’nın kendi isteği ile izin aldığını arz etmiştim. Tabii yine kendi kendisi, resmi olarak Ankara Valisi sayılmaktadır.

Ancak, arz ettiğim noktadaki şüphe ve zan ortadan kalkıncaya kadar, adı geçen valinin izinli oluştan yararlanmaya devam etmesi en iyi şekil olarak kabul edilmelidir. Polis Müdürlüğü’nün hala Nurettin Bey gibi bir kimsenin elinde bulunuşu, zatidevletinizin de bu pek önemli noktaya karşı kayıtsız davranmakta olduğunuz kanaatını vermektedir. Halbuki, bu hoşgörürlüğün sonucu hem hükümete hem de milli teşkilata zararlı olacaktır. Heyet-i Temsiliye’nin milli teşkilatı ve milli birliği bozacak en ufak bir durum karşısında görmezlikten gelemeyeceğini elbette hoş görürsünüz.

2 — Bozkır olayı hakkında, Heyet-i Temsiliye’ce basına bir bildiri verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır. Belki de, bu haberler, İrade-i Milliye gazetesinin aldığı bilgilere dayanmaktadır. Heyet-i Temsiliye’nin bir gazeteye sansür koyma yetkisinin bulunmadığı yüksek malumunuzdur. Bununla birlikte gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu haberde, hükümet ile aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen noktaların açıklanmasını istirham ederiz.

Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal

Heyet-i Temsiliye’nin temsilcisi ve Milli Mücadele’den yana olduğunu iddia eden Cemal Paşa’nın telgrafımıza cevabı şudur:

Harbiye, 4/5.11.1919

Sivas’ta 3’üncü Kolordu Komutanlığı’na

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne: Resmi bildiride yazıldığı gibi, bugünkü hükümet, böyle bir zamanda, sırf vatan ve memlekete hizmet emeliyle büyük bir sorumluluğu üzerine almış ve bu görevini yerine getirmek için tam bir tarafsızlık ve samimiyetle hareket etmekte bulunmuş olduğundan, aşağıdaki noktaların acele olarak açıklanmasına gerek duyuldu:

Birincisi; milletvekili seçimlerine azınlıklar katılmadığı gibi, bugün çeşitli partiler de çekingen durumdadır. Çeşitli partiler, memlekette iki hükümetin bulunduğunu, seçimlerin tarafsız yapılmadığını buna sebep olarak göstermekte ve azınlıkların da, sonradan, bu sebebe dayanarak seçime katılmadıklarını ileri sürmeleri büyük bir ihtimal dahilinde görülmektedir… Seçimlerin tarafsızlık içinde yapılmadığı konusundaki şikayet ve söylentiler artarak, yabancı basın ve çevrelere kadar uzanmıştır.

Meclis-i Meb’usan, milletin bütün unsurlarını temsil etmediği ve özellikle Kuva-yı Milliye’nin etkileri ile kurulduğu takdirde, bunun dünya kamuoyunda nasıl karşılanacağı açıklanmaya muhtaç değildir. Bu bakımdan, milletvekili seçimlerinde baskı yapılmasına meydan verilmemesi zaruridir.

İkincisi; tekrarı gereksiz sebeplerden dolayı, Meclis-i Meb’usan’ın hükümet merkezinin dışında bir yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakınca ve zararlar doğuracağından, Meclis’in mutlaka İstanbul’da toplanması memleketin hayati çıkarlarının gereğidir.

Üçüncüsü; taşralarda, bazı kimseler tarafından, milli teşkilat adına hükümet işlerine karışılmakta olduğu biribirini kovalayan bilgi ve haberlerden anlaşıldığından, bu karışmaların bir an önce ve sür’atle önlenmesi zaruridir.

Bugünkü hükümet, bu üç isteğinde ısrar etmektedir. Bunun dışında bir formülle hükümet işlerini yürütme imkanı yoktur.

Harbiye Nazırı Cemal

Cemal Paşa’nın bu telgrafına – Başyaver Salih Bey tarafından açılacaktır kaydıyla – verdiğimiz karşılığı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:

Şifre Sivas, 5.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri’ne

İlgi : 4/5.11.1919

1 — Azınlıklar ile, bu vatan ve bu millet için azınlıklardan daha da zararlı olan bazı siyasi partilerin seçimlere katılmayışlarını, onların kasıtlı ortaya attıkları sebeplere dayandırmak elbette doğru olamaz. Hristiyan azınlıkların, daha milli teşkilatın adı bile yokken, seçimlere katılmayacaklarını ilan ettikleri bilinmemekte midir? Yaygara koparan siyasi partilere gelince, bunlar yalan söylüyorlar.

Çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır. Ancak, beşer onar kişiden ibaret olan bu partilerin millet gözünde bir değerleri olmadığından ve millet, temsilcilerini, bu defa İstanbul’daki politikacılardan değil, kendi bağrındaki öz vatandaşları arasından seçmekte olduğundan, bunlar kendilerinin başarı elde edemeyeceklerini anlayarak telaş ediyorlar.

Buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? Bu noktadaki gerçek karşısında, kabinenin kararsızlık içinde oluşu çok şaşırtıcıdır.

Sözü edilen baskı nerede, kimin tarafından ve nasıl yapılmıştır? Lutfen açıklanmalıdır ki, Heyet-i Temsiliye görevini yerine getirebilsin. Asıl iddialara önem vererek telaşa düşmek doğru değildir.

2 — Meclis’in nerede toplanacağı konusundaki görüşte, hükümetin direnmesinin yerinde olup olmadığını zaman ve olaylar ispat edecektir. Bu konudaki son düşüncelerimizin merkezlerden alınacak cevaplar üzerine arz edileceğini bildirmiştik.

3 — Milli teşkilat adına, hükümet işlerine nerede ve kimin tarafından karışılmışsa, derhal bildirilmelidir ki, gereken işlemler yapılabilsin. Ancak, Dahiliye Nazırı Paşa Hazretleri’nin şüphe uyandırabilecek tarzdaki davranışlarına yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz, efendim.

Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal

Dahiliye Nazırı’nın memleket içine gönderdiği öğütçüler

Dahiliye Nazırı, memlekete birtakım heyetler göndermeye kalkıştı. Bunlardan biri de Harbiye Nezareti Eski Müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa adında bir zatın başkanlığında, Temyiz Mahkemesi (98) üyelerinden İlhami ve Fetva Emini (99)Hasan Efendi’lerden kurulmuştu.

Heyet-i Temsiliye’mizin temsilcisi olan Cemal Paşa, bize bunu bildirmemişti. 5 Kasım 1919 tarihli bir şifre ile kendisinden bu heyetin niçin gönderildiğini sorduk ve özellikle Fetva Emini ile Kamil Paşa Kabinesi zamanında polis müdürü olan kimselerin böyle bir heyette neden bulunduklarının anlaşılamadığını belirttik (Belge: 189).

Efendiler, Fuat Paşa’nın, Ankara’da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren sebepler ortaya çıkmaya başladı. Bu sebeplerin önemlisi, memleket içinde halkın zehirlenmeye başlanmasıydı.

İç ve dış düşmanlarla işbirliği yapanlar, Ali Rıza Paşa Kabinesi zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden çok daha fazla başarılı olmaya başlamışlardı.


98) Yargıtay.

99) Fetva işleriyle uğraşan dairenin başkanı.

Refet Paşa Salihli ve Aydın Cephelerine komutan olarak gönderiliyor

Kazım Paşa, Balıkesir bölgesinde cephe kurmaya ve duruma hakim olmaya çalışıyordu. Salihli ve Aydın Cepheleri’ndeki sevk ve idarenin askeri bir düzene sokulması gerekiyordu.

Buraya, azçok tanınmış bir askerin gitmesi lazımdı. Elimizde yararlanabileceğimiz komutan olarak Konya’da bulunan Refet Paşa vardı. Konya’daki kolordunun başına Fahrettin Bey (Müfettiş Fahrettin Paşa Hazretleri) geçmiş bulunuyordu. Bundan dolayı, Aydın Kuva-yı Milliye Komutanlığı’nı yürütmek üzere cepheye hareketini Refet Paşa’ya, Ankara’ya dönmesini de Ali Fuat Paşa’nın kendisine yazmıştık.

Refet Paşa’nın Nazilli’ye vardığı anlaşıldıktan sonra da Genel Kurmay Başkanlığı’na gelmiş olan Cevat Paşa’dan, geçen savaşta tecrübe görmüş genç kurmaylardan seçilecek dört beş subayın, Nazilli’ye Refet Paşa’nın yanına gönderilmesini rica ettim. Bu durumu Refet Paşa’ya da bildirdim.

Refet Paşa Demirci Efe’nin emrine giriyor

Efendiler, Nazilli’ye giden Refet Paşa, Demirci Mehmet Efe’den komutayı almaya gerek ve bunda bir yarar görmemiş; kimbilir ve belki de komuta kendisine teslim edilmemiş. Demirci Efe’nin emrinde kurmay gibi görev yapmayı daha yararlı ve uygun bulmuş…

Refet Paşa bunu bize bildirdi. Bölge şartlarını yakından görmüş bir zatın kararını değiştirmek çok defa güçtür.

Çünkü, gerçekten Refet Paşa’nın gördüğü ve tercih ettiği gibi, Efe’nin komutasını devam ettirmekte ve ona yardımcı olmakta yarar vardı yahut da Refet Paşa o cephenin komutasını herhangi bir sebeple ele alamıyordu.

Her iki ihtimale göre de, mutlaka komutayı al, diye emir vermek, anlamsız olurdu.

Asıl gariplik bundan sonra görüldü. Bir süre sonra, Refet Paşa, Nazilli’de gözden kayboldu. Birkaç gün sonra, Balıkesir’de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişkiye girip girmemesini bizden sorması dolayısıyla anladık.

22 Aralık 1919 tarihinde verdiğimiz cevapta: Milli teşkilata bağlı bulunanların, özellikle Heyet-i Temsiliye üyesi olarak tanınmış olmaları dolayısıyla, kendisinin yabancılarla hiçbir şekilde ilişki kurmasını istemediğimizi bildirdik. Refet Paşa, yine ortadan kayboldu. Nihayet bir gün, Bursa’dan Refet imzalı kısa bir telgraf aldık: İstanbul üzerinden, Bursa’ya geldim.

Bu telgrafın ne demek olduğunu bir türlü anlamıyordum. Refet Paşa’nın İstanbul ile ne ilişkisi vardı?

Bir de Nazilli – Balıkesir – Bursa yolu İstanbul’dan mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim.

Sonunda mesele anlaşıldı.

Refet Paşa, Nazilli’den ayrıldıktan ve Balıkesir’de Kazım Paşa’ya uğradıktan sonra, Bandırma’ya inmiş; oradan da bir Fransız torpidosuyla İstanbul’a gitmiş; orada bazı arkadaşlarıyla görüşmüş; daha sonra da Bursa’ya dönmüş…

Efendiler, bu bilmeceyi hala çözemiyorum. Beni bunda mazur göreceğinizi umarım.

Refet Bey’in yerine bir İngiliz gemisi ile Samsun’a gelen Salahattin Bey’in gönderildiğini, aynı gemi ile Refet Bey’in İstanbul’a dönmesinin istendiğini ve bunun üzerine gitmeyip istifa ettiğini, İstanbul Hükümeti’nin benimle birlikte kendisinin de yakalanarak İstanbul’a gönderilmemiz için her tarafa emir verdiğini biliyorsunuz.

Bu kadar çok bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da, benim bu noktada acze düştüğümü itiraf ederim. Gerçi, Ferit Paşa Kabinesi yerine Ali Rıza Paşa Kabinesi geçmişti. Fakat, yeni kabinenin haber alma ve yürütme vasıtalarının öncekinin aynı olduğunu biliyoruz.

Efendiler, Refet Paşa’nın bu hafif hareketi, Aydın ve Salihli Cephelerinde, düzenli bir ordunun teşkiline kadar, ciddi bir sevk ve idare kurulamamasına sebep oldu.

Dahiliye Nazırı’nın şüphe uyandıran davranışları

Efendiler, bu garip hikayeden sonra, olayları yeniden bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım: Cemal Paşa, bizim 5 Kasım 1919 tarihli şifremizin bir noktasını anlayamamış.

Babıali merkezinden çektiği kısa bir şifre ile, şu şekilde bir açıklama istiyordu: Dahiliye Nazırı’nın şüphe çekebilecek şekildeki muamelelerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz cümlesinden maksadın ne olduğu anlaşılamadı. Bu noktanın acele olarak ve açıklanarak bildirilmesi (Belge: 190).

Bu kısa şifreye verdiğimiz cevap biraz uzundur. Sıkılmazsanız, olduğu gibi bilginize sunayım:

Şifre Sivas, 12.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri’ne

İlgi: 8.11.1919 tarih ve 8084 sayı:

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretleri’nin şüphe uyandıran iş ve davranışlarından akla gelenler aşağıda bilginize sunulur :

1 — Ankara gibi bazı illerde, sivil idare amirlerini telgraf başına çağırarak, Milli Mücadele sırasında Ferit Paşa Kabinesi aleyhinde faaliyete girişenlerin durumlarını, hükümeti neden suçladıklarını, bütün bunların kanuna ne dereceye kadar uygun olduğunu tehdit edercesine soruşturma;

2 — Uzun süredir hasta iken tifodan ölen Tokat Mutasarrıfı’nın ölümü sebebinin, esrarlı bir vak’a sayılarak, Sivas ilinden şifre ile sorulması…

3 — Adliye Nazırı ile birlikte, Balıkesir cephesinden gelen milli heyet ile yapılan gizli görüşme sırasında, Adliye Nazırı’nın Milli Mücadele liderleri aleyhinde harekete geçilip geçilemeyeceğini, kendisinin yanında söz konusu edebilmesi;

4 — Nezaret’e geçildiği zaman, ilk vatanperverce iş olmak üzere, vatan hainliği maddi delilleriyle ortaya çıkmış bulunan eski Dahiliye Nazırı Adil Bey’in düşünce ve hareketlerinde kendisine sır ortaklığı eden Dahiliye Müsteşarı Keşfi Bey’in, görevinden atılması gerekirken, hala yerinde bırakılması ve onun vasıtasıyla sivil memurlar arasında değişiklikler yapılması.

Tabiidir ki, bu müsteşarın tayin ettireceği memurlar pek haklı olarak milletin güvenini kazanamaz. Söz gelişi, Milli Mücadele’nin başlangıcından sonuna kadar muhalif bir tutum takınmış ve sonunda halk tarafından işten el çektirilmiş ve hastalığı dolayısıyla da o zaman tutuklanması ve uzaklaştırılması yoluna gidilmemiş olan eski Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey, yöneticilik vasıflarından büsbütün yoksun ve güçsüz takımından olmasına rağmen Burdura tayin buyurulmuştur.

Yine yetersizliğinden ve Canik sancağı için uygun görülmediğinden, kendi isteği ile vaktiyle İstanbul’a gönderilen Ethem Bey de Menteşe’ye atanmıştır.

Aydın Mutasarrıflığına da eskiden Niğde Mutasarrıfı iken Sivas’a getirilen Cavit Bey atanmıştır.
Bütün bunlara rağmen, eski Konya Valisi vatan haini Cemal Bey’in adamı olan Antalya Mutasarrıfı, arka arkaya yaptığımız müracaatlara ve halkın feryatlarına karşılık, hala yerinde oturuyor.

5 — Özlük İşleri Müdürlüğü (100) gibi en önemli görev bir Ermeni elinde bulunduruluyor.

6 — Basın-Yayın Müdürlüğü’nde (101) ve Ajans’ın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.

7 — Memleketin geleceğini garantiye alacak tek kuvvetin milli birlik olduğu ve bunu da ancak milli teşkilatın devam ettirebileceği bilinmektedir. Bu birlik ve teşkilatın, vatanı parçalanmaktan kurtarmak, devlet ve milletin bağımsızlığını korumaktan ibaret olan kutsal gayesini bozmaya çalışanlar da İstanbul’daki bozgunculardır. Bunların zararlarının önlenmesi, ancak kuvvetli ve ciddi bir disipline bağlıdır.

Bunun da başlıca çaresi, polis müdürünü namuslu, milliyetçi, yetenekli, teşebbüs gücü taşıyan kimselerden seçmek ve atamaktır.

Oysa, zatıalilerince de bilinmektedir ki, bugünkü Emniyet Genel Müdürü, (102) düşürülmüş olan vatan haini eski kabinenin ve ona bağlı olanların biricik koruyucusudur. Sait Molla’nın Mister Frew’a yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına göre de bu zat, muhaliflere yani millet düşmanı olanlara bugün kucak açmakta, sığınaklık etmektedir.

Amasya’da Salih Paşa Hazretleri de bunu doğrulamışlardır. Halbuki, Dahiliye Nazırı, memleket ve milletin mukadderatını böyle bir şahsın elinde bırakmakta bir sakınca tasavvur etmiyor, belki yarar görüyor demektir.

Jandarma Komutanı Kemal Paşa’nın ise, gerek milli dava ve gerek sizler için zararlı bir şahıs olduğu bir gerçek iken, hala makamında kalması da Dahiliye Nezareti’nin iyi niyetine mi verilmelidir?

Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal


100) Memurin Müdüriyeti.

101) Matbuat Müdürlüğü’nde.

102) Polis Müdür-i Umumisi.

Ali Rıza Paşa Kabinesi Milli Teşkilatı düşman teşkilatla, bizi de Ali Kemal ve Sait Molla ile bir tutuyor

Efendiler, Harbiye Nazırı’nın 9 Kasım 1919 tarihli bir telgrafı vardı.

O telgrafın içindekiler de ilgi çekicidir. Cemal Paşa bu telgrafında, kabinenin düşüncesini şu noktalar üzerinde yoğunlaştırıyordu:

1 — Seçimlerin güvenlikle yapılabilmesi,

2 — Meclis-i Meb’usan’ın İstanbul’da toplanması,

3 — Milli Teşkilat adına hükümet işlerine müdahale edilmemesi için hükümetin tarafınıza başlangıçtan beri yaptığı tebliğler kesindir.

4 — Birçok telgrafınızda ileri sürülen isteklerin de aynı nitelikte -yani müdahale niteliğinde-olduğu aşikardır.

5 — Hükümet, kendi bildirisinde tespit ve ilan ettiği tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. Bu bakımdan milli teşkilat aleyhinde bulunanları baskı altında tutma ve cezalandırma yoluna gidemez. Telgrafın sonunda da şu tehdit vardı: Şimdiki durum bir sürecik daha devam edecek olursa kabine kesinlikle çekilecektir (Belge: 191).

Saygıdeğer Efendiler, bu maddelerin ifade ettikleri anlamlar, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. Kabine, milli teşkilat aleyhinde bulunanların memleket ve millete düşman olduklarını kabul etmiyordu. Milli teşkilat ile düşmanın ihanet teşkilatını; Ali Kemal ile ve Sait Molla ile bizi bir tutuyordu. Adapazarı, Karacabey, Bozkır, Anzavur olaylarını suç olarak saymıyordu.

Cemal Paşa’ya verdiğimiz karşılıkta, bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık olarak söyletmek maksadıyla şu cümleyi de ekledik: Bildirdiklerinizden anladığımıza göre, İstanbul Hükümeti, milli teşkilatın varlığını belki de gereksiz görüyor.

Gerçekten durum bu merkezde ve milli teşkilata ihtiyaç olmaksızın memleketi kurtaracak bir güce sahip bulunuluyor ise, ona göre gerekenlerin yapılmak üzere açıkça bildirilmesini, aradaki her türlü yanlış anlamanın giderilmesi için arz ve istirham ederiz (Belge: 192).

Dahiliye Nazırı Damat Perit Paşa sürekli olarak milli birliği bozmakla, temsilcimiz olan Harbiye Nazırı Cemal Paşa da hükümetin yaptıklarını savunmakla meşgul

Efendiler, Cemal Paşa’nın özel olarak Sivas’a gönderildiği 10 Kasım 1919 tarihli ve kendi el yazısıyla olan bir mektubunu da 18 gün sonra -yani 28 Kasım 1919 tarihinde- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan yazışmalarda söz konusu olan sorunları madde madde özetliyor ve her biri hakkında açıklamalar yapıyordu.

Hele, Meclis-i Meb’usan’ın İstanbul’dan başka bir yerde toplanmasından söz ederken bu konuda Padişah’ın rıza göstermeyeceği iyice anlaşılmıştır.

İşgal kuvvetlerinin Meclis-i Meb’usan’a saldırmalarının, belki Osmanlı Devleti için iyi sonuçlar verebileceğini, Amerikalılar hissettirdiler ve hatta açıkça da belirttiler diyordu.

Cemal Paşa, Kuva-yı Milliye ruhu taşımayan memurların kodamanları, işgal ordularına adeta sırtlarını dayamış durumdadırlar şeklinde, sanki bilinmeyen bir bilgi verdikten ve bu bilgiyi, eski kabine üyelerinin çoğu sırtını dayamıştır bilgisi ile tamamladıktan sonra, söz gelişi, Polis Müdürü’nün değiştirilmesinde bu durum bütün açıklığı ile ortaya çıktı diye bir de örnek veriyor.

Cemal Paşa, kabine birçok işler yapmayı düşünmüş ise de Köklü bir teşebbüs için dayandığı kuvvetin ciddiyetine hala inanamadı cümlesi ile bizi suçladıktan sonra, kanaatını şöyle dile getiriyordu: Dahiliye Nazırı bu kuvvete -yani Kuva-yı Milliye’ye- ihtiyaç gösterenlerin başındadır, desem abartılmış olmaz.

Cemal Paşa’nın, mektubuna imza koyduktan sonra, yine kendi imzası ile eklediği bir özette şu cümle yer alıyordu: Muhalifler ve yabancılar Meclis’in açılmasına engel olmaya karar vermişlerdir. Heyet-i Temsiliye de bu engellemeye toplanma yeri çekişmesiyle devam ederse işimiz Allah’a kalıyor demektir (Belge: 193).

Efendiler, bu mektupta yazılanlarda ve bundan önce gelen yazılarla bundan sonra devam edecek olan düşüncelerde hakim olan mantık, yorumlama ve görüş sağlamlığı hakkında söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 tarihinde verdiğimiz etraflı cevabın bir tek cümlesini olduğu gibi aktarmakla yetineceğim. O cümle şudur: Saltanat Hükümeti’nin köklü bir teşebbüs için dayandığı kuvvetin ciddiyetine güvenemediğini gösteren maddeleri gerçekçi bulmuyoruz.

Efendiler, Dahiliye Nazırı Damat Ferit Paşa, durup düşünmeden sürekli olarak milli birliği bozacak, milleti her gün biribiri ardınca yayılmakta olan saldırılar karşısında sessiz ve hareketsiz tutacak tedbirler almaktan geri kalmıyordu. Diğer Nezaretleri de aynı prensip doğrultusunda harekete teşvik ettiği görülüyordu.

Söz gelişi, Eskişehir’de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı. Kuva-yı Milliye’nin aleyhinde olduğu için orada duramamış, bir daha dönmemek üzere İstanbul’a gitmiş ve bu Kadı Efendi yeni kabine tarafından tekrar Eskişehir’e gönderilmiş.

Durum açıklanarak adı geçen kadının değiştirilmesi gereği, Mutasarrıf tarafından Adliye Nezareti’ne yazılmış, cevap verilmemiş. Mutasarrıf ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Heyet-i Temsiliye’ye bildirmekle birlikte, eğer Nezaret bu yazıyı dikkate almayacak olursa, bu Kadı’nın kovulması zaruridir.

Zatıdevletlerinin görüş ve emirleri istirham olunur deniliyordu. Biz de görüşümüzü bekleyenlere şu karşılığı vermek zorunda kaldık: Milli davaya bağlı olacağına söz veren ve bu ilke çerçevesinde milli teşkilat’ın her türlü yardımını sağlamış olan Saltanat Hükümeti’ne, adı geçen kadının değiştirilmesi kabul ettirilemezse, sonunda kovulmasının bir zaruret haline geleceği aşikardır. Şüphesiz, bu durumda bulunan İstanbul memurları az değildi.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın, buna benzer birtakım işlerden söz eden ve kabinenin görüşünü bildiren 24 Kasım 1919 tarihli bir şifresinin ilk cümlesi şuydu:

Devletin iç işleri ve siyasi politikası kesinlikle ortaklık kabul etmez (Belge: 194). Bu telgrafa 27 Kasım 1919 tarihinde verdiğimiz ayrıntılı cevapta, biz de şöyle dedik: Devletin iç işleri ve siyasi politikasının kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, benzeri görülmemiş olan bugünkü durum karşısında, vatan ve milletin geleceğini güvence altına alacak olan milli teşkilatı, bilerek veya bilmeyerek zayıflatacak ve milli birliği bozacak hiçbir muameleye milletin razı olamayacağı da pek meşru ve tabiidir. Bu telgrafın son cümlesi şöyleydi: Heyetimiz, imzasını taşıyan taahhütlerine tamamıyla bağlıdır… Şu kadar ki, taahhütler karşılıklı olmak gerekir.

Oysa, hükümet, Salih Paşa’nın imzasını taşıyan taahhütlerin ve notların daha hiçbirini yerine getirmemiş ve eğer varsa, engelleyici sebepler bile bildirilmemiştir (Belge: 195).

Efendiler, şimdi vereceğim kısa bilgiler ve bu bilgileri doğrulamak üzere göstereceğim belgeler, Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin bizi suçlamakta ne kadar haksız ve hükümet işlerinde, en hafif anlamıyla ne kadar kayıtsız olduğunu yüksek heyetinizin gözleri önüne serecektir zannederim.

Efendiler, İstanbul’daki gizli dernekler ve bu derneklere öncülük eden ve Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın mektubunda da itiraf edildiği üzere, sırtlarını yabancılara dayamış olan birtakım şahıslar, bol para ve Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin gösterdiği alabildiğine hoşgörme ve uyuşukluk sayesinde, memleketi baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve gayretleriyle çalışıyorlardı.

Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de, hükümetin vukuf ve bilgileri dışında bırakılmış değildi. İstanbul’daki teşkilatımız ve aldığımız tedbirler sayesinde elde edilmiş birkısım belgeler, olduğu gibi Cemal Paşa’nın ve Sadrazam Paşa’nın ellerine teslim edilmişti.

Bu belgeler, o tarihte yabancı temsilcilere de verilmiş ve bu yolla İtilaf Devletleri hükümetlerinin çoğunca öğrenilmiş ve o tarihlerde özetleri bütün komutanlara ve öteki ilgililere duyurulmuş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugünde, yüce heyetinizce ve milletçe bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.

Sait Molla nasıl çalışıyordu

Milli Mücadele sırasında uğradığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir fikir verebilecek ve gelecek kuşaklara ibret ve ders olacak nitelikteki sözkonusu belgeleri, olduğu gibi bilgilerinize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin sözde başkanı olarak tanınmış bulunan Sait Molla’nın Mister Frew adındaki rahibe gönderdiği mektupların kopyalarıdır.

Efendiler, bu mektupların suretlerinin alındığını hisseden Sait Molla’nın, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 tarihli nüshasında bu mektuplardan söz ederek uzun ve sert bir dille kaleme alınmış bir tekzip yayınlamış olmasına rağmen, gerçekler inkar edilemez. Bu mektupların suretleri, Sait Molla’nın evinden ve mektupların müsveddelerinin yazılı bulunduğu bir defterden aynen alınmıştır. Bu durum bir yana, mektupların içindekiler, memlekette kendini gösteren durumlar ve olaylarla ve ayrıca, ne oldukları ortaya çıkan bazı şahıslarla tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi müsaade buyurursanız bu mektupları tarih sırasıyla arz edeyim:

Birinci Mektup

Aziz dostum,

Verilen iki bin lirayı Adapazarı’nda Hikmet Bey’e gönderdim. Oradaki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonuçlarını elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgileri, şu pusulamla acele olarak size müjdelemek istedim. Yarın sabah kendim gelip etraflı bilgi vereceğim.

Kuva-yı Milliye taraftarlarının Fransa’ya büyük bir eğilim gösterdiklerini ve General Franchet d’Esperey’nin Sivas’a gönderdiği subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiliz Hükümeti aleyhinde bazı kararlar aldıklarını Ankara’daki N.B.D. 285/3 adamımız bize özel olarak bir kurye ile gönderdiği mektupta bildiriyor. D.B.K. 91/3 her ne kadar derneğimiz üyesi ise de, bende, bu zatın Fransızlara casusluk ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi etrafa yaymış olduğu kanaati uyanmıştır. Bu konu üzerinde de zatıalilerinin görüşlerine ve yüksek güvenlerine aykırı olarak söyleyeceklerimle, şimdiye kadar o zata güvenmekle yapmış olduğunuz hatayı ortaya koymuş olacağım. Dün sabah Adil Bey’le birlikte Damat Ferit Paşa Hazretleri’ni ziyaret ettim. Biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini tarafınızdan kendilerine bildirdim. Paşa Hazretleri, cevap olarak size teşekkür etmekle birlikte, Kuva-yı Milliye’nin Anadolu’da tamamen kök saldığını, buna karşı bir hareketle başındaki mel’unlar tepelendirilmedikçe, kendilerinin iktidar mevkiine gelemeyeceklerini, Zatışahane’nin de tasvibine sunulan anlaşma hükümlerinin konferansta savunulmasına imkan olmadığını, Kuva-yı Milliye’nin dağıtılması için şanlı İngiliz Hükümeti nezdinde hemen teşebbüse geçilerek, Babıali’ye, milletvekili seçiminden önce ortak bir notanın verilmesini, Adapazarı, Karacabey ve Şile’de Rumlara karşı girişecekleri saldırıları esas alarak ve Kuva-yı Milli’yenin güvenliği bozduğunu ileri sürerek, işin çabuklaştırılmasına çalışmamızı ve İngiliz basınının Kuva-yı Milliye aleyhinde yayın yapmasının sağlanmasını torpido ile özel olarak gönderilen E.B.K, 19/2’ye telsiz telgrafla dün görüştüğümüz konular üzerinde talimat verilmesini rica ediyor. Bu gece 23.00’te Adil Bey sizi (K) da görecek ve Ferit Paşa’nın özel bazı ricalarını daha bildirecektir. Ondan sonra da Zatışahane ile Mister T. R. görüşebilecektir Refik Bey’e artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım.

11.10.1919 Sait

Not :

Karacabey ve Bozkır’dan henüz bir haber alamadık.

İkinci Mektup

12 tarihiyle Ankara’daki N.B.D. 285/3 tarafından gönderilen mektupta, Sivas Heyet-i Temsiliyesi’nden ve Em. Kur. Alb. Vasıf Bey’in, d’Esperey ile temas etmek üzere gönderileceği ve birkaç güne kadar yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış. Biraz daha para istiyor. Önceki gün sizi ziyarete geldiğimde takip edildiğimi söylememiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı, diğeri kumral ve köse iki şahsın sokak başında beni beklediklerini gördüm. Gece olduğu için epeyce korktum. Yalnız biribirlerine yavaşça bu Sait Molla imiş, artık gidelim dediklerini işittim. Bu fazla temas benim için hayırlı olmayacak. Fuat Paşa Türbesi yakınlarındaki görüştüğümüz evi tutabilirseniz buluşabiliriz. Nazım Paşa cemiyetimizden haberdar olmuş. Bana çok gücendi. Müsaadenizle N.B.S. 495/1 düzenine kendilerini kattım. Ev işi yoluna konuncaya kadar teması bu zat yapacaktır. Karacabey’de N.B.D. 289/3’e gönderilen bin iki yüz lira alınmıştır. Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, Babıali’ye verilecek notayı her dakika beklemektedir. Zatışahane bu durumdan pek üzgündür. Teselli ettirmeniz ve daima kendisine ümit verici demeçler verdirmeniz çıkarlarımız gereğidir. Bizim padişahların her şeye karşı zayıf olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o konu üzerinde pek tuhaf sözler söyledi. Sözde arkadaşları vatanseverliğe sığmaz diyorlarmış. Artık siz gereğini yapınız. Polis Müdürü Nurettin Bey’in değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu olan bu zat hakkında gereken kimselerin dikkatini çektiriniz. Saygılarımı sunarım.

Not : Ali Kemal Bey o zatla görüşmüş. Konuşmayı idare edemediğinden karşısındaki maksadını anlamış ve hatta kendisine esaslı bir hakaretle biz sizin İngilizler hesabına çalıştığınızı anladık demiş.

Üçüncü Mektup

Yapılan propagandaları göz doktoru Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak durmadan tekzip ettiriyor ve halkın heyecanını yatıştırmaya çalışıyorlar. Bu adamlara başvurulduğunda hiç cevap verilmemesini, dün kararlaştırılan zata, Zatışahane vasıtasıyla emir vermenizi rica eder saygılarımı sunarım.

19.10.1919

Sait

Dördüncü Mektup

Aziz üstad.

Muhipler (İngiliz Muhipler Cemiyeti üyeleri) arasında Franmason örgütü itirazlara sebep oluyor. İttihatçıların tuttuğu yoldan gidilmesinden çekiniliyor. Bu programı, örgütün idaresine tam bir imanla yetiştirilmiş gençlerin alınmasıyla uygulayabileceğiz. Benim kıyafetimin engel olması yüzünden, eski dostunuz K.B.V. 4/35 kararlaştırılmış olan esaslar çerçevesinde işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri’den yine haber yok. Saygılarımı sunarım üstadım.

19.10.1919

S.

Beşinci Mektup

Üstad,

Kasideci-zade Ziya Molla dün Adam Block’a haber göndermiş, eski dostu olduğuna güvenerek benim başında bulunduğum Muhipler Cemiyeti’nin gördüğü himayenin, İngilizlerin karakter yapısı ile bağdaştırılamadığını ve bunun kamuoyunda kötü etkiler yaptığını, bu bakımdan cemiyeti namuslu kimselerin temsil etmesi gerekeceğini dolaylı olarak bildirmiş ve benim aleyhimde pek çirkin şeyler ilave etmiş. Bu zatın bana karşı şahsi düşmanlığı olduğunu hatırlatmak isterim. Ziya Molla’nın damadının kardeşi eskiden benim karımdı. Kendisini boşadığım için bana böyle bir düşmanlık yöneltildi. Durumun Adam Block Hazretleri ‘ne bildirilmesini ve Ziya Molla’nın şimdi İngiliz yanlısı olmayıp, Milli Mücadele’yi benimseyenlerin bir propaganda aracı ve Mustafa Kemal Paşa ile aralarında ilişki bulunduğunu ve beni suçlamakla kendi içyüzünü göstermekte olduğunu yüksek dikkatlerinize sunmak isterim.

21.10.1919 S.

Not :

Bir sakınca yoksa Adam Block Hazretleri’ne size olan hizmetimi bildiriniz.

Altıncı Mektup

Sayın üstad,

Ankara’dan N.B.D. 295/3 ten kurye ile gelen 20 Ekim 1919 tarihli mektupta, K.D.S. 93/1, talimatımız gereğince orada bırakılarak kendisi Kayseri’ye hareket etmiştir. Talimatın onaylı bir suretini de Galip Bey’e gönderdiğini bildiriyor. Önceki ödenek sarf edildiği için yeniden ödenek istiyor. Gizli örgütün yayıldığını, başındaki bozgunculardan yakasını kurtaran Muhiplerimizin, şimdilik köylerde kalmak şartıyla, el altından işe başladıklarını müjdeliyor ve zatıalilerinin son planlarının iyi sonuç vereceğini bildiriyor. M.K.B. düzgün Türkçesi sayesinde önemli roller çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor. Talimatın XVV. planı tamamen hazırlanmış. Aramıza yeni yabancılar girmemiş ise, durum sezilmeden, maksat fiilen elde edilmiş olacaktır. Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere kurye 4R burada alıkonulmuştur.

S.

23/24.10.1919

Not : Ahmet Rıza Bey’in İtalyan mandası ile ilgili demecini mektubun sonuna ekledim. Kendisinin Fransa’ya geçmesi bizce tehlikeli olur. Bunu engelleyiniz.

Yedinci Mektup

Üstadım,

Ali Kemal Bey dün o zatla görüşmüş. Basın konusunda biraz ağır olmak gerektiğini söylemiş. Bir kere bir görüşe inandırılmış olan düşünce ve kalem erbabını, o görüşe zıt bir gayeye yöneltmek, bizde kolaylıkla mümkün olmaz. Bütün resmi memurlar, Milli Mücadele’yi şimdilik iyi görüyor demiş. Ali Kemal Bey, talimatınıza harfi harfine uyacak. Zeynel Abidin Partisi’yle de işbirliği yapmaya çalışıyor.

Sözün kısası, işler bulandırılacak. Bugünlerde Fransız ve Amerikan çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. Bunun hikmetini hala anlayamadım. Milli Mücadele taraftarlarının, bu hükümetin siyasi memurları üzerinde yaptıkları etkinin sonucu olarak, hayatımın korunması size emanet edilmiştir. Ben kendi kendime bu ümitle cesaret veriyorum. Hikmet ile bizzat görüştüm. Bu sefer kendisini kaypakça gördüm. Bununla birlikte kesin olarak söz verdi. Ben merdim. Sözümden dönmem dedi. Sivas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü de işi üzerine alıyor. Fakat o yere batası İttihatçı basın, bazan bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına dikkat etmek gerekir. Paşamız hala sinirli. Ne vakit olacak? diyor. Ev sorununun hala çözülmemiş bulunması, temas ve ilişkilerimizi güçleştiriyor. N.B.S. 495/1 Konya’ya önem verilmesini tavsiye ediyor. Size kendisinin ağızdan anlattığı konu üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor. Ali Kemal Bey’in son felaketi üzerine üzüntülerinizi bildirdiğinizi söyledim. Bu zatı elde bulundurmak gerekir. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir hediye sunmak için en uygun zamandır. 19 Ekim tarihli mektubumu almadığınıza üzgünüm. Aracı olan şahsı biraz sıkıştırınız. Tehlikeden sakınmak benim için pek önemlidir. Yeni bir parola gönderiniz. Hikmet’e ve Kadıköylü’ye numaralarını vereceğim.

Saygılarımı sunarım üstadım.

24.10.1919

S.

Not:Birkaç defadır söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya ve taraftarlarına biraz müsait görünmeli ki, kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe çok önem veriniz. Kendi gazetelerimizle taraftarlık edemeyiz.

Sekizinci Mektup

Aziz üstad,

Seçimleri geciktirmek ve geri bıraktırmak için gerek Mustafa Sabri ve gerek Hamdi ve Vasfi Efendi’lerle talimatımız çerçevesinde uzun uzadıya görüştüm. Rızalarını aldım. Seçim bölgelerinde propagandalar başladı. Gereken şahısları elde edecekler. Bol para dağıtmak suretiyle oyları dağılmaya uğratacaklardır. Zatışahanenin bu hususta aydınlatılması çok gereklidir. Maksada sizin yüksek görüş ve tedbirlerinizle ulaşacağımızı temin ederim, üstad.

26.10.1919

Dokuzuncu Mektup

9.R kurye geldi. Keskin’deki teşkilat bitmiştir. Arkadaşlara propaganda için talimat verdim. Başarılarımızın ilk meyvelerini yakında toplayacağımızdan eminim üstadım.

27/28.10.1919

Onuncu Mektup

Aziz üstad,

Sarayda, yeni kabine kurulması ile ilgili hazırlık ve planların yer aldığı haberi etrafa yayılmıştır. Bu işin hızlandırılması kaçınılmazdır. Anadolu’daki örgütümüzün bazı planları Kuva-yı Milliye’ce anlaşılmış. Özellikle Ankara ve Kayseri’de aleyhimizde çalışmalar başlamıştır. Kürt Cemiyeti söz verdiği halde bir varlık gösteremedi. Çetelerimizden bir kısmı yok ediliyor.

Ne olursa olsun tasarlanan kabine mutlaka iktidara getirilmelidir. Ali Rıza Paşa’nın, planlarımızı önleyici tedbirler alacağını da tahmin ediyorum Bozkır’a gidecek adamlarımız tanınmış kimseler oldukları için fazlasıyla korkuyorlar. Konya’da K.B. 81/le, sizin aracılığınızla, olayın kızıştırılması için tebligat yapılarak propaganda heyetlerinin bu konuda faaliyete davet edilmesi gerek ve zaruretini arz eder, saygılarımı sunarım.

29/30.10.1919

Not:Benim bir mektubumdan Hikmet’e bahsedilmiş. Bu mektupta yazılanları nereden öğrenmişler? Hikmet’le kendim görüştüm. Bunun doğru olduğunu Hikmet’ten şaşkınlık içinde dinledim. Casus benim çevremde midir; yoksa sizin çevrenizde mi?

On Birinci Mektup

Aziz üstadım,

Kürt Teali Cemiyeti’ndeki yakın dostlarımızla görüştüm. Yeni geldiklerinden, birkaç gün sonra verilen talimat çerçevesinde hazırlık yapacaklarını, yalnız Kürt aşiretlerinin bulunduğu Doğu illerine gönderilecek arkadaşlar için büyük bir ödeneğe ihtiyaç olduğunu söylediler. D.B.R. 3/141 den gelen mektupta gösterdiler. Urfa, Antep, Maraş’ta Fransızlar aleyhine gereğinden fazla kışkırtmalar yaptıkları ve kolordu komutanının takip ettiği yumuşak politikaya rağmen, halkı kandırdıkları yazılıdır.

Kabinenin başkanlığına Zeki Paşa’nın getirilmemesi ile ilgili görüş doğru değildir. Bu zat Kürtler üzerinde hakimdir. Eski Ermeni meselesi unutulmuştur. Sizin ileri sürdüğünüz görüş, herhalde bugün için mevsimsizdir. Bunu, gereğinde başka türlü göstermek mümkündür.

Üstatça yardımlarını her dakika beklemekteyiz. Karşıdaki olayı diğerlerine de yaymaya çalışıyoruz. Bendeniz, saygılarımı sunarım.

4.11.1919 S.

On İkinci Mektup

Aziz üstadım,

Ahmet Rıza’nın Tan (Le Temps) muhabirine verdiği demeç her halde dikkatinizi çekmiştir. Emir Faysal’a Fransızlarla anlaşma imzalamayı tavsiye etmesindeki anlamın taşıdığı siyasi incelik, efendimizin gözünden kaçmamalıdır.

Kuva-yı Milliye liderleri, sonradan sonraya Fransa’ya dikkate değer şekilde bir yaklaşma eğilimi gösterdikleri gibi, Irak’ta çıkardıkları karışıklık bir yana, öte yandan Suriye’deki hakimiyetinize de darbe vurmak istiyorlar.

Bu kuvvetin devamında gösterilecek ilgisizlik ve kusur, İslam dünyasının İngiltere aleyhindeki olağanüstü galeyanına yol açacaktır. Üzerinde özenle durulmuş olan bu noktayı büyük bir değer vererek görmek ve yüksek seviyedeki siyasi şahsiyetlerinize göstermek zaruridir.

İleri sürdüğüm bu görüşle, ilmi değerinize karşı bir saygısızlıkta bulunduğum yargısına varmayınız. Çünkü, Türkiye üzerinde, sizden başka bir kuvvetin nüfuz ve egemenliğini devam ettirmesi, siyasi gayemize aykırıdır.

Fransa, İtalya ve özellikle Amerika’nın, gerek devlet adamları ve gerek basınıyla bu kuvvete karşı gösterdikleri çeşitli eğilimler, siyasi ve askeri üstünlüğünüzle rekabete girişildiğinin açık bir delilidir.

Ahmet Rıza gibi Clemenceau (Klemauso)’nun, Pichon (Pişon)’un ve çeşitli politikacıların eskiden beri süregelen yakın dostluklarını kazanmış olan şahsiyetlerin Fransa’da önemli bir rol oynayacağından ve kamuoyunu tam anlamıyla istedikleri yöne çekebileceklerinden emin olunuz.

Bu zatın İsviçre’ye geçeceğine dair bilgi alındığına göre, oradan bir fırsatını bulup Fransa’ya geçmek emelinde olduğuna inanabilirsiniz. Balıkesir yakınlarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve A.R. de gizlenmiştir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor. Beş bin liradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor.

Karaman’dan D.B.S. 40/5 ten gelen mektupta, şimdilik beklemek zorunda olduklarını ve Kayseri’den K.B.R. 87/4ten gelen mektupta da, yakında harekete geçeceklerini bildiriyor. Ziya Efendi de H.K., C.H. bölgesinde örgütlenme tamamlanmış olduğundan yalnız ödenekle oraya hareket etmek mecburiyetinde olduğunu söylüyor.

İsterseniz durum hakkında bizzat geniş bilgi verecektir. Sıkı bir şekilde takip edildiğimizi, plan ve hazırlıklarımızdan Sivas’ın düzenli olarak haber aldığını arz edebilirim. Mehmet Ali’ye güvenmeyiniz. Ağzı sıkı değildir. Her halde boşboğazlık ediyor. Dış planlama ve teşkilatta bendenizden başkasını kullanmasanız daha isabetli hareket edersiniz.

Ali Kemal Bey’in listeye alınması zaruridir. Bu kadar sırrımızı taşıyan bu zatı gücendirirsek, planlarımız olduğu gibi düşmanların eline geçer. Bu zatı sıkça kollayınız. Saygılarımı sunarım üstadım.

5.11.6919 S.

Not:Kemal yakalanmış, ona bağlı olması dolayısıyla K.B.R. 15/1)in örgütle ilişki derecesi ortaya çıkmış demektir. Bu zatı korumak zaruridir.

Mister Frew’a yazdığım mektup

Paylaş; başkaları da faydalansın!

About Ömür OKUR

Elektrik – Elektronik Mühendisiyim.
Türküm Müslümanım Vatanseverim.
Sinema yorumcusuyum.
Bugünü dünün üzerine bir şeyler katmak için yaşıyorum.
Kendi hayatımın yorumcusuyum: Gün içinde benim yaşadığım yada birilerinin yaşadığı olayların bendeki yansımalarını yazıyorum, başkalarının da hayatına bir şeyler katsın diye öğrendiklerimi paylaşıyorum.

Check Also

Haluk Levent, İzmir Marşı, Yaşa Mustafa Kemal

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *