ATATÜRK gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse daha sonraki dönemde aldığı her kararda, yaptığı her işte yasal bir dayanak aramış, keyfi ve kanunsuz hiçbir eyleme girişmemiştir. Attığı her adımda hukuk çizgisini esas almıştır. Olağanüstü
ATATÜRK gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse daha sonraki dönemde aldığı her kararda, yaptığı her işte yasal bir dayanak aramış, keyfi ve kanunsuz hiçbir eyleme girişmemiştir. Attığı her adımda hukuk çizgisini esas almıştır. Olağanüstü
Halk egemenliğine dayalı demokratik hukuk devletini, kişi egemenliğine ve keyfiyete dayanan devlet yönetimlerinden ayıran ve ona üstün kılan en önemli özelliği, yasalar karşısında herkesi eşit kabul etmesi ve kimseye ayrıcalık tanımamasıdır. Demokratik hukuk
ATATÜRK, her zaman doğru sözlü insanları takdir etmiş, kişisel duygularını devlet işlerine karıştırmamış, devlet işlerinde yalnız akıl ve mantık çerçevesinde hareket etmiştir. O, ülkenin ve halkın çıkarları söz konusu olduğunda tavır ve davranışlarını
ATATÜRK ve Atatürkçü düşünce sistemine karşı olan bazı maksatlı çevreler, tarihsel gerçekleri çarpıtarak ATATÜRK’ü, kendi uluslarının ve insanlığın felaketini hazırlayan Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerle birlikte değerlendirmektedirler. Bu diktatörler, kendi ülkelerindeki demokrasilere son vererek
ATATÜRK, düşünceleriyle, davranışlarıyla ve tavırlarıyla daima düşünce özgürlüğünün gereğini yapmaya önem vermiştir. Önem vermekle kalmamış herkesin bu konuda duyarlı olmasını da istemiştir. O, “Özgürlüklerden doğan bunalımlar ne derece büyük olursa olsun baskıdan doğan sahte
XIX. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti uluslar arası ilişkilerde sözü geçmeyen ve temsilcileri dikkate alınmayan bir ülke konumuna düşmüştü. Avrupalı büyük devletlerin İstanbul’daki elçileri bile, devletin iç işlerine karışma, padişahları yönlendirme ve tehdit etmeye
Vatandaşlarına “angarya” yüklemek, halk egemenliğinin geçersiz olduğu demokrasi öncesi toplumlarda yönetimlerin çok sık başvurduğu bir uygulamaydı. Hak ve hukuk duygusunun zayıfladığı, keyfiyetin ve zorbalığın arttığı son dönemlerinde aynı uygulama Osmanlı Devleti’nde de yaygınlık kazanmıştı.
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” atasözü, sevgi ve hoşgörünün insan yaşamındaki önemine işaret etmektedir. Sağlıklı toplumlarda aile ve toplum içi ilişkiler sevgi ve saygı esasına dayanır. Baskı ve şiddete yer yoktur. Korkunun egemen
XIX. yüzyıla kadar toplumların hayatında daha çok dini değerlerin belirleyici olması nedeniyle ulus bilincinin önemli bir yeri olmamıştır. Bu nedenle birçok ulus kendi dilini, inanç sisteminin doğup geliştiği toplumun dili yararına ihmal etmiştir.
Yüzyıllar, Türk halkı içerisinde en çok Türk köylüsünün ezilmişliğine tanıklık etmiştir. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür diyen ATATÜRK, köylünün ihmal edilmişliğini bir türlü kabullenememiştir. Yapılmış olan haksızlıkları 1 Mart
İnsanların başına gelen felaketlerin başlıca nedeni, aklın dışlanıp, duygulara esir olunmasıdır. Çünkü, duygularıyla hareket edenlerin hata yapma payları daima yüksek olmuştur. Bu gerçeği de başlarına felaket geldiğinde anlarlar. Oysa düşünen, neden ve niçin