Yıllar geçecek… İster fincanımızda bakır cezvede kömür ateşinde kaynamış 40 yıl hatırı olan kahve, İster bardağımızda odun ateşinde demlenmiş tavşan kanı çay, İster de kadehimizde kıpkırmızı şarap olsun. O malum
Yıllar geçecek… İster fincanımızda bakır cezvede kömür ateşinde kaynamış 40 yıl hatırı olan kahve, İster bardağımızda odun ateşinde demlenmiş tavşan kanı çay, İster de kadehimizde kıpkırmızı şarap olsun. O malum
Kalp adında, hayat mağazasında çalışan birisi yaşarmış, Neşeli, sevgi dolu, karşısındakine yaşam aşılayan, mutluluk dağıtan birisiymiş, “Günaydın, nasılsın Kalp” dediklerinde; “Zımba gibiyim” dermiş, “Zımba gibi!” Bir gün birisi yanına giderek;
Köklerini salabileceği kadar toprağı olsun, Yaşamını idame ettirecek kadar suyu olsun, Her şey bolu bolundan olmasın, Sadece ama güneşi görsün, Açmadan durabilir mi, aşka özel, güzel bu çiçek! Paran çok
Kalp geçit vermez kale gibidir, Dışarısındaysan; İçeri, Sahibi sende kendini hissediyorsa, Sende de senin kendini hissettiğini hissediyorsa, Açılır zaten ardına kadar kapısı, Buyur senin içerisi, Gir! Bak kalbine açıldı senin
Zifiri karanlık, Eksi Derecede soğuk, Ölüm sessizliği içerisinde, Bir yerlerde, Bulursan kendini bir gün, Sakın kimseler yok diye korkma, Gözlerini, Işıktan korumak için, Kapatan eli, Açınca göreceğin muhakkak ki; Seninle