Ömür OKUR » Sinema Felsefesi » Biyografi » Kelebeğin Rüyası

Kelebeğin Rüyası

Paylaş; başkaları da faydalansın!

kelebeğin rüyasıIMDB Puanı: 7,7 /10

Tür: Biyografi , Dram

Süre: 138 dakika

Yönetmen: Yılmaz Erdoğan

Oyuncular: Kıvanç Tatlıtuğ, Yılmaz Erdoğan, Belçim Erdoğan, Mert Fırat, Farah Zeynep Abdullah

Filmde adı geçen ve döneminin en iyileri arasında gösterilen şairlerin biyografileri; Behçet NECATİGİL ( Yılmaz ERDOĞAN ), Rüştü ONUR ( Mert FIRAT ), Muzaffer Tayyip USLU ( Kıvanç TATLITUĞ )

Behçet Necatigil (  Canlandıran: Yılmaz ERDOĞAN )

( Doğum: 16 Nisan 1916, İstanbul – Ölüm: 13 Aralık 1979, İstanbul )

1936’da Kabataş Erkek Lisesi’nin edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu ve edebiyat bölümünden mezun oldu. Kars’ta, Zonguldak’ta, Kabataş Erkek Lisesi’nde ve İstanbul Eğitim Fakültesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Kabataş Erkek Lisesi’nde Demir Özlü, Hilmi Yavuz gibi yazar ve şairlerin öğretmeni oldu.

İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu yıllarda Varlık Dergisi’nde çıktı. O tarihten ölümüne kadar hep eserler verdi. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşk, bunalım, hastalık, yalnızlık ve ölüm temalarını işledi. Eski ve yeni kelimeleri ustaca şiirine yerleştirdi. Sağlam ve tutarlı bir şiir dünyası oldu.

Şiir kitapları dışında, düz yazılarını topladığı Bile/Yazdı adlı eseri de bulunmaktadır. Almanca’ dan çeviriler yapan Necatigil, radyo oyunları da yazmıştır. Bu alandaki çalışmalarını; Yıldızlara Bakmak (1965), Gece Alevi (1967), Üç Turunçlar (1970), Pencere (1975) kitaplarında topladı.

Ailesi ölümünden sonra, Necatigil Şiir Ödülü’nü her yıl verilmek üzere oluşturdu. Ayrıca Kabataş Erkek Lisesi 3 Fen-F sınıfına Behçet Necatigil Dersliği adı verildi.

Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğdu. Kastamonulu Babası Necati Efendi, annesi Bedriye Hanım’dır. Hasta olan annesi, şair henüz iki yaşındayken vefat etti.

Babasının işleri nedeniyle İstanbul’dan babasının memleketi Kastamonu’ya dönüş yaşandı. Orada hastalandı şair ve yeniden İstanbul’a döndüler. 1931 yılında Kabataş Lisesi’ne orta ikinci sınıftan başladı ve 1936’da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu.

İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu 1940 yılında bitirdi. Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğini, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde 1972 de emekli olarak sona erdirdi. 13 Aralık 1979 tarihinde ölüm kapısını çalana kadar emeklilik günlerini evinde edebiyatla yoğunlaşarak, çalışarak geçirdi. Ölümle dalga geçmesini de bilmişti şair:

“Uzayacağa benzer,

Tutuştuğumuz lades.

İşi gücü bırakıp

Mezarlığa nazır

Bir eve taşındım

Ölüm, sen beni aldatamazsın,

Aklımda!”

İlk şiiri 1935 yılında Varlık Dergisi’nde çıktı. Kastamonu’da edebiyat öğretmeni 1930 yılında Necatigil’ in okul defterine şu notu düşmüştü: “Yarının iyi bir kalemine sahipsin. Boş durma, oku!” O çocuk ileride “her aşktan geriye kaç şiir kalır, ona bakalım!” diyerek aşkı şiirle sorgulayacak güçte bir şair olacaktır.

Yazın dünyasında çok çeşitli eserler verdi. Şiir başta olmak üzere, tiyatro oyunları, radyo tiyatroları yazdı. “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” (1960) ve 220 Türk yazarından 750 roman, hikâye kitabı ve oyunun konu özetlerini veren “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü” (1979) gibi edebi bilim dünyasına eserler kazandırdı. Çeviri çalışmalarını Almanca dilinden gerçekleştirdi. Birçok ödül aldı; birçok kitabı yayımlandı. Özellikle yeni kuşak tarafından son yıllarda neredeyse yeniden keşfedilen bu büyük şairin yaşamöyküsünü ve eserlerini uzatarak yazmaktan yana değilim; merak eden bunları zaten kolayca bulabilir.

Beşiktaş Camgöz Sokağı’ndaki 22 numaralı ahşap evde yaşadı önce ailesiyle. Camgöz Sokağı’nın adı artık “Behçet Necatigil Sokağı”dır. 1964 yılında yine Beşiktaş’ta, Nüzhetiye Caddesi üzerindeki Deniz Apartmanı’nın bir dairesini satın alarak oraya taşındılar. Necatigil, ölümüne dek bu apartmanın 23 numaralı dairesinde yaşadı.

Bir yazıda kullanmak üzere ajandama bir not almışım: “Yazar önce odasından çıkar, sonra evinden, sonra şehrinden, sonra ülkesinden; yazarken olgunlaşır, yoğunlaşır, esrir, yetkinleşir. Önce ülkesine döner, sonra şehrine sonra evine, sonra odasına.” Bu söylem sanki Behçet Necatigil’ i anlatıyor. Evine, odasına dünyayı, evreni sığdıran bir şairdir o. Öğrencilik ve öğretmenlik yılları yani yaşamı eviyle okul arasında geçti. Çok sınırlı sayıda dostu olan Behçet Necatigil’ in odası Hilmi Yavuz’un deyişiyle dünyadan büyüktür. Yalın ve dingin bir yaşamın içinde düşünsel ve dilsel fırtınalar vardır.

Necatigil kalabalıklara karışmayan özgün yaşamıyla varoluş felsefesinin biricik yaratıcı insan tanımlamasına çok uygun bir yaşam sürdü. Şiire felsefeyi yedirdi ve felsefeyi şiirle aşabildi. Oryantalizmin tuzaklarına kapılmadan Doğu ve Batı kültürünü ustalıkla harmanladı.

“Biz de gittik, önemli mi? Bizim de şiirlerimiz – Çevrildi. Batı dillerine. Bir batılı geçtiğim çizgilerden – Geçmedikçe – Ne kadar anlar beni – Sirklerde zebra. Eğlencelik arar gibi – Okuyacaksa beni – Kalsın istemem ondan gelecek – Hayır. Ben kendi yurttaşlarıma – Anlatamıyorsam derdimi – Kalsın – Kalsın daha iyi!”

Şair bir sözcüğe, bir söyleme, bir dizeye birden fazla anlam yükleyerek ilk bakışta basit gibi duran şiirlerin sihirbazıdır. O basit gibi duran şiirleri okumak çok keyif verir, derinine inmek için okuyucudan çaba ister şiir; neredeyse bir Behçet Necatigil mihmandarına gereksinimi vardır okuyucunun. Onun şiirinde anlam tek değildir. Yine öğrencileri olan Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’ nun hayatını anlatan Kelebeğin Rüyası adlı filmde hayatından bir kesit Yılmaz Erdoğan tarafından canlandırıldı.

Şiir kitapları

Kapalı Çarşı (1945), Çevre (1951), Evler (1953), Eski Toprak (1956), Arada (1958), Dar Çağ (1960), Yaz Dönemi (1963), Divançe (1965), İki Yürümek (1968), En/Cam (1970), Zebra (1973),Kareler Haklar (1975), Sevgilerde (1976), Beyler (1978), Söyleriz (1979)

Rüştü Onur ( Canlandıran; Mert FIRAT )

(Doğum: 3 Ağustos 1920, Devrek – Ölüm: 12 Aralık 1942, İstanbul).

22 yaşında veremden hayatını kaybeden şair, kendisi gibi genç yaşta veremden ölen arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte ölümlerinden sonraki yıllarda yayımlanan her şiir antolojisinde kısa yaşam öyküleri ve şiirleriyle “Zonguldaklı şairler” olarak yer almıştır.

3 Ağustos 1920 tarihinde Devrek’te dünyaya geldi. Babası, bir köy öğretmeni olan Mehmet Emin Onur, annesi Fikriye Hanım’dır [1] Ailenin en büyük çocuğu olan Rüştü Onur’un Hüseyin ve Saffet adında iki erkek kardeşi vardır. İlköğrenimini 1932’de Devrek’ te tamamladıktan sonra Kastamonu’da başladığı orta öğrenimini Zonguldak’ta Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’ nde sürdürdü. Vereme yakalandığı için 1938’de öğrenimine bir yıl ara vermek zorunda kaldı; ertesi yıl tekrar okula başlasa da artık okul havasından uzaklaştığı için öğrenimine devam edemedi. Okulu bıraktı ve “Maliye Varidat Memur Muavini” olarak Ereğli Kömür İşletmeleri’ nde çalışmaya başladı.

Hastalığının şiddetlendiği 1941-1942 yıllarını iş ve hastane arasında geçiren Onur, Zonguldak M. Çelikel Lisesi’nde bir sene öğretmenlik yapan Behçet Necatigil ve yakın arkadaşı şair Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte Zonguldak’ta çıkan dergi ve gazetelerde ve İstanbul’da yayımlanan Değirmen mecmuasında şiir ve yazılar yayımladı. Sağlığı kötüleşince İstanbul’a giderek Heybeliada’daki Senatoryumda tedavi gördü. Senatoryumda bulunduğu sırada tanıştığı, aynı kurumda tifodan yatmakta olan Mediha Sessiz ile nişanlandı. Aynı yıl İstanbul’a giderek nişanlısının evine yerleşti. Nişanlısının 3 ay sonra tifodan ölümü üzerine kendi durumu da ağırlaştı. Beşiktaş’ta Şair Leyla Sokak’taki evinde 2 Aralık 1942’de yaşamını yitirdi. Ortaköy Mezarlığı’na defnedildi.

Salah Birsel 1956’da şiirlerini ve diğer yazılarını “Rüştü Onur” adlı bir kitapta topladı.

Rüştü Onur hastalığı nedeniyle yaşamının çok kısa olacağını bilerek yaşadı ve şiirlerine de bu duyguyu yansıttı. Adı, ölümünden sonra hep kendisi gibi genç yaşta ölen şair arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu ile anıldı.

Ölümünden Sonra

1983’ten itibaren doğum yeri olan Devrek’ te adına Anma Günleri düzenlenmektedir.

Elveda adlı şiiri 1985 yılında müzisyen Süreyya Akkaş tarafından bestelendi.

Şairin çıkarmayı istediği ama sağlığında gerçekleştiremediği dergi, “Şehir” adı ile 2004 yılından beri aylık olarak Zonguldak’ta yayınlanmaktadır.

İTİRAF

I
Size açabilmeliydim içimi
Geceler yalnız size
Ve yüzüm kızarmadan
Çocukluğumun küçük aşklarını
Anlatabilmeliydim
Geceler yalnız size.

II
Benim de aşklarım oldu
Ve alabildiğine günahlarım.
Halbuki bigünah olmak istedim
Bütün ömrümce.

III
Anam,
Ben topaç çevirirken sokakta,
Benim güzel oğlum,
Paşa olacak derdi…
Halbuki ben hâlâ
Topaç çeviriyorum sokakta.

Muzaffer Tayyip Uslu ( Canlandıran: Kıvanç TATLITUĞ )

(Doğum: İstanbul – 1922, Ölüm: Zonguldak – 1946 ) Türk şair.

Zonguldak’ta lise öğrenimi sırasında Behçet Necatigil’ in öğrencisi oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ndeki yüksek öğrenimini yoksulluğu ve hastalığı nedeniyle sürdüremedi. Zonguldak’ta çalışmak zorunda kaldı.

O da arkadaşı Rüştü Onur gibi veremden öldü. O dönem yayınlanan şiirleriyle en iyi şairlerden biri kabul edilmiş, yaşamındaki acılara karşın, gizli bir üzgünlük içinde yaşamanın güzelliğini yazmıştı. Şiirlerini Şimdilik adlı bir kitapta topladı (1945). Ölümünden sonra Necati Cumalı şiirlerini ve yazılarından seçmeleri Muzaffer Tayyip adlı bir kitapta topladı (1956).

Kan

Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften,
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken

Meseleyi o saat anladım
Anladım ama, iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma baktım,
Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ

Mesela gökyüzü,
Maviydi alabildiğince
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi alemine

Öldükten Sonra

Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan

Ölümü Düşünmek

Mümkün mü ağlasın annem
Mezarımın başucunda
Ben sesimi çıkarmıyayım
Hayırsız bir evlat gibi

Bir bulut uçsun da
Ben başımı kaldırmıyayım
Yağmur dindikten sonra
Gezinmiyeyim caddelerde

Ah, mümkün mü bir güzel kadın
Geçsin de yanımdan
Ben seyretmiyeyim
İçimi çekerek

Rüştü`den Gelen Mektup

– OKTAY RİFAT`A-

Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiç te güzel değil
Ne sabah var ne akşam

Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim

Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay`ın
“Hatıralar da dal istiyor
“Kuşlar gibi konacak“

Paylaş; başkaları da faydalansın!

About Ömür OKUR

Elektrik – Elektronik Mühendisiyim.
Türküm Müslümanım Vatanseverim.
Sinema yorumcusuyum.
Bugünü dünün üzerine bir şeyler katmak için yaşıyorum.
Kendi hayatımın yorumcusuyum: Gün içinde benim yaşadığım yada birilerinin yaşadığı olayların bendeki yansımalarını yazıyorum, başkalarının da hayatına bir şeyler katsın diye öğrendiklerimi paylaşıyorum.

Check Also

Lou

Lou topu topu 6 dakika içerisinde, hiç bir konuşmanın gerçekleşmediği, kötülük yapmanın kötülük – iyilik …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *